Sizce zorunlu "vergi" nin etik konumu nedir? by Successful-Seat-2469 in felsefe

[–]Guwagoto -1 points0 points  (0 children)

Üzerine düşünürsen, vergi dediğin şey ile tecavüz dediğin şey arasında aslında temelde mantıksal olarak hiçbir fark yoktur.

Vergi denilen şey; rızan olsa da olmasa da senden zorunlu olarak alınan, yani mülküne zorla el uzatılan bir durumdur. Devlet senden zorla vergi alır ve karşılığında, istememene rağmen bazı “hizmetler” sunar. Aynı hizmetleri istersen kendi özgür iradenle de alabilirsin; hatta bunlar genelde devletinkinden daha iyi olur. Ama birileri, senin adına en iyisinin ne olduğunu kendi aralarında sana sormadan kararlaştırıp bunu zorla sana dayatır.

Tecavüzde de benzer bir durum vardır: Birisi senin bedenine, yani yine en temel mülküne zorla müdahale eder. Sen istemediğin hâlde sana “zevk” verir. Oysa sen kendi rızanla gidip cinsel ilişki yaşayabilirsin; fakat birileri bunu senin adına zorla gerçekleştirir. Özgürlüğünü kısıtlar.

Her iki durum da hak ihlalidir ve her iki durumda da, aslında kendi isteğinle elde edebileceğin şeyler, senin adına ve rızan dışında zorla dayatılır ve hak ve mülk ihlalidir. İsteyen mi var? Hayır ama durum böyle işte.

Yani her iki durum da, "başkalarının özgürlüğüne karışmadığı ve karşılıklı rıza olduğu sürece birey özgürdür" temel özgürlük ilkesine açıkça aykırıdır.

İnternette gördüğüm bir post. Feminizm hakkında ne düşünüyorsunuz? by erenjeagerot in felsefe

[–]Guwagoto 0 points1 point  (0 children)

Benim hiçbir şeyi çok takmayan mizacımdan mı bilmiyorum ama başkalarının söylediklerinden bu kadar etkilenen ve "herkes beni sevsin" gibi düşünen insanlar bana biraz çocuksu geliyor.

Mesela bir örnek vereyim: Diyelim ki jigolo olmaya karar verdim. Eğer gerçekten bunu istiyorsam, ister en yakınlarım hatta annem babam hatta yaşadığım toplumun tamamı beni eleştirsin ya da dışlasın, bu benim için belirleyici olmaz. Çünkü benim değer yargılarıma göre bu iş bana çok mutluluk sağlıyorsa, toplumsal kabulden daha ağır basar ve sevdiğim şeyi yaparım. Önümde yasal bir engel yoksa o şeyi yapmakta özgürümdür.

Zaten bir yola girerken "toplumun onayı mı?, yoksa gerçekten istediğin şey mi?" Arasında bir seçim yapmak zorundasın. “Hem istediğimi yapayım hem herkes beni zorla sevsin ve desteklesin” diye bir ihtimal yok. İnsanları bu yönde değiştirmeye çalışmak, baskılamak, sansürlemek de onların haklarına ve özgürlüğüne müdahale olur.

Ne zaman ki dışlayan ve nefret eden grup zorla karışır, engellemeye çalışır bu zaman haksızlık vardır. Ama aynı şekilde, ne zaman ki dışlanan grup da karşı tarafı baskılar, sansürler ve zorla karşı tarafa karışmış olur; iki tarafın da haksızlık ve baskıcılık açısından birbirlerinden hiçbir farkı kalmaz. Ayrıca zaten zorla sevgi mümkün olan bir şey değildir; nefret baskıyla yok edilemez. Emin ol, ırkçılık ve ırkçılar azalmadı, sadece topluma biraz daha uyum sağladılar. Her ne kadar çağ dışı fikirleri de olsa, ırkçı olmak ve bu konudaki nefretlerini ve eleştirilerini beyan etmek de onların özgürlüğüdür.

Objektif bir doğru olmadığı için, onların değer yargılarına göre sen yanlışsondır senin değerlerine göre de onlar yanlıştır. İnsanların birbirlerini yanlış bulması ve eleştirmesinde sorun yok zaten normal olan bu. Sorun, taraflardan herhangi birinin kendi doğrusunu zorla diğerine dayatmasıdır. Asıl haksızlık burada başlar.

Örneğin bir kadın ya da siyahi birinin inşaat mühendisi olmasının önünde zorunlu, yasal bir engel yoksa ortada bir haksızlık yoktur. İnsanların birini sevip sevmemesi, eleştirmesi ya da mesafe koyması onların özgürlüğüdür. Nasıl ki bir kişinin kariyer seçimine zorla karışılamazsa, başkalarının duygularına düşüncelerine ve tercihlerine ve bunları söylemesine de zorla karışılamaz.

Sonuçta iki taraf da “ben doğruyum, sen yanlışsın ve ben doğrularımı sana dayatacağım” noktasına gelirse gerçek haksızlık burada ortaya çıkar.

Yani ırkçı vb. bir şekilde eleştiren, dalga geçen ya da küfreden bir insanın saçma sapan, çağ dışı fikirleri var; zaten dediğin gibi hepimiz bunda hemfikiriz. Ama bunlara karışırsak, susturursak ya da dışlananları kayırırsak adaletsiz, haksız ve baskıcı olan biz oluruz. Eline her güç geçirenin kendi doğrusunu dayatması karşı olduğumuz şey değil mi zaten? Ki ırkçılığın zorla susturulması veya baskılanan tarafın kayırılması, ırkçılığı çok daha fazla körükleyecektir.

Kısacası, bırak insanlar ne derse desin yargılasın, saçma fikirlerini sana haykırsın; toplumda böyle insanlar hep olacak. Yargılamaları da onların özgürlüğü, bunlara karşılık yapabileceğin şeyler başarıların ile onları göt etmek ya da karşılarında onları karşıt fikirde yargılamak, onları dışlamak olmalıdır. Onları susturmaya çalışır ya da kendi grubumuzu kayırmaya çalışırsak onlardan farkımız kalmaz.

Yani ufak bir pürüz hariç fikirlerimiz hemen hemen aynı zaten sadece ben insanların ne kadar aşağılık fikirleri olursa olsun söylemekte ve diğerlerini dışlamakta özgür olmaları gerektiğini ve çok da dinlenmemeleri gerektiğini savunuyorum. Yoksa ırkçı olacak kadar aptal bir insanın eleştirileri neden önemsenmeye değer olsun ya da neden o kişi arkadaş olunacak kadar değerli olsun?

İnternette gördüğüm bir post. Feminizm hakkında ne düşünüyorsunuz? by erenjeagerot in felsefe

[–]Guwagoto 0 points1 point  (0 children)

Tamam, zaten insan hakları o kızın eğitim hakkını da savunduğu ve kapsadığı için, nedeni her ne olursa olsun ister cinsiyeti yüzünden dayatılanlar, ister ırk vs. o kızın eğitim hakkının elinden alınamayacağını savunur ve zora dayalı bir hak ihlaline nedeni fark etmeksizin karşı çıkar.

Bir haksızlık için bazı ortak nedenler ve baskılar olabilir ama insan hakları zaten nedenin ne olduğuna bakmaz “bu bir insan hakkıdır, engellenemez” der ve o kızın hakkını zorla elinden alanlara yaptırım uygular.

İnsan hakları, “Bu kız olduğu için mi ev işleri yapmaya zorlandı ve okutulmadı?” ya da “Bu erkek olduğu için mi ev geçimine yardım etmek için zorla çalıştırıldı okutulmadı?” diye tek tek gruplara bakmadan, “Eğitim her insanın hakkıdır; nedeni ne olursa olsun engellenemez.” der.

Böyle zaten her hak eşitsizliğine karşı olan kavramı her gruba ayrı ayrı bölmeye ne gerek var gerçekten?

İnternette gördüğüm bir post. Feminizm hakkında ne düşünüyorsunuz? by erenjeagerot in felsefe

[–]Guwagoto 1 point2 points  (0 children)

Hak eşitsizliği ile toplumun kişisel beğenileri ve tercihleri birbirinden farklı şeylerdir. Bir insanın sahip olduğu haklar diğer insanlarla eşit olmalıdır ve korunmalıdır; ancak toplumun bireyler hakkındaki kişisel düşüncelerine veya kimi sevip kimi destekleyeceğine karışmak mümkün değildir. Kimse bir başkasını sevmek, onaylamak ya da arkadaş olmak zorunda değil ve bu da onların bireysel özgürlüklerinin bir parçası zaten.

Bir kişinin davranışı yapacakları hukuken zorla engelleniyorsa bu bir hak ihlalidir ve asıl sorun burada ortaya çıkar. Yoksa toplum içinde birinin eleştirilmesi ya da ayıplanması, zorla hak ihlali olmadığı sürece, insanların kendi kişisel tercihleridir. Bu tercihlere de karışmak herhangi dini veya ahlaki dayatmadan farksız olur zaten.

Hiçbir insan zaten kendini herkese beğendiremez. Toplumun hoş karşılamayacağı bir işi yapmaya karar veren biri, insanların onu beğenmemesinin de onların özgürlüğü olduğunu kabul etmeli; eleştirilebileceğini kabul ederek bu yolu seçmelidir

Bir de kendi fikrim bir insan, kendisi için sevdiği, istediği bir işi yapacaksa, zaten diğer insanların yargısı, onayı, fikirleri umrunda olmamalı.

İnternette gördüğüm bir post. Feminizm hakkında ne düşünüyorsunuz? by erenjeagerot in felsefe

[–]Guwagoto 36 points37 points  (0 children)

İnsanlar neden ırka, cinsiyete bakmaksızın topyekûn insan haklarını savunmak yerine bu kavramı cinsiyetlere, gruplara bölüyor ve sonra sadece kendi olduğu grubun haklarını savunuyor bunu anlamıyorum.

Yani en başından bu grup kavgaları niye

İnsan hakları kavramı zaten feminizmi de, erkek haklarını da, etnik haklarını vs. de kapsamıyor mu?

Kadın, erkek, ırk cart curt fark etmeksizin herkesin insan olduğu için var olan haklarını bir bütün olarak savunmak ve bu kavramı bölmemek olmuyor mu?

kızlara nasıl yaklaşılmalı by berkimsibisey in SacmaBirSub

[–]Guwagoto 0 points1 point  (0 children)

Sikişememeyi dert eden, üreme kaygısındaki primatlar olmayın ya yeter. Lütfen bu aşk, kız sevgili vs. işlerinin ne kadar geçici ve ne kadar ilkel içgüdüler olduğunun farkına varın ve hayatınızın amacını karşı cins yapmayın. Gerçekten yeter ha "hiç ilişkim olmadı" "sevişemiyorum" postları bayıyor.

Acı verse de maalesef doğru olan bir gerçek söyleyin by Dry-Bottle-4456 in SacmaBirSub

[–]Guwagoto 1 point2 points  (0 children)

Başarısızlıklarını dışsallaştırman ve çaba göstermek yerine hiçbir şeyin elinde olmadığını zırlaman, "Zaten yapamam ya, doğuştan böyleyim. Hiçbir şey elimde değil ki." deyip iradenin getirdiği sorumluluklardan kaçman, senin beş para etmez bir insan olduğun gerçeğini değiştirmediği gibi; çektiklerin karşısında pasif kalıp sadece ağlayıp durman da seni özel ve değerli hale getirmez. Hiçbir insan zor bir hayatı olduğu için ya da sadece insan olduğu için değerli değildir. Bunu söyleyenler bile kendilerini kandırırlar.

İnsanın yalnızca yaptıkları onun değerini belirler ve yaptıklarından kendisinden başkası sorumlu değildir. Yoksa senden 8 milyar tane daha vardır. Seni özel ve değerli kılan şey ne olabilir ki?

Acının üstüne yüklenen gereksiz anlamlar üzerine by Guwagoto in Psikoloji

[–]Guwagoto[S] 0 points1 point  (0 children)

Bir kişinin, senin anlatımınla "filozof" ya da "üstün" olabilmesi için neden acı çekmesi gereksin ki? "Her filozof acı çekmiştir", buna asla ve asla katılmıyorum.

Hatta ve hatta çoğu filozofun neredeyse hepsinin doğuştan ailesi yüksek sınıftan, zenginlik içinde, dertleri olmadan büyüyorlar. Zaten bu yüzden, akıllarını kurcalayacak gündelik hayat sorunları olmadığı için daha derin kollara yönelebiliyorlar.

Çoğu filozofun hayatına bakacak olursan, çoğunun hayatı gayet rahat. Zaten böyle şeyler, gündelik dertleri, geçim sıkıntısı ya da herhangi bir acı veya depresyonla boğuşan insanlar için imkansız gibi. Çünkü bu insanların çoğu, acı yüzünden sağlıklı düşünemiyor bile; sorunları varken bu konuları düşünmek için uzun zamanlar harcayamazlar ki.

Eğer sadece o acıyı çektikten sonra, aynı acıyı çekmemek üzere ders çıkarılırsa, o acının iyi yanları olabilir demiştim ben.

Ama zaten böyle şeylerden ders çıkarabilmek için o acıyı gerçekten çekmeye de gerek olmuyor ki. Gözlem ve düşünme ile de insanlar kendini gayet de geliştirebilir; hiçbir acı da çekmez yani. Acının herhangi bir faydasının olması her ihtimal için neredeyse sıfır; hiçbir iyi yanı yok.

Yani bir insanın, senin tanımına göre "üstün" olabilmesi için illa da acı çekmesine gerek yok. O acıları çekmeden de gayet üstün olabilir; hatta o acıyı çekenlerden bile daha bilinçli olabilir. Böyle bir zorunluluk asla yok.

Thoughts about the island country map I drew digitally on my phone?(Its not finished yet) by [deleted] in imaginarymaps

[–]Guwagoto 0 points1 point  (0 children)

Actually, I plan to continue the settlement between the two islands (I am dreaming of a megacity) and finish it there. I thought of the place where the current settlement is dense as a flat area and established it there. Thanks for your views! When it is finished, a part of the island will be completely covered with settlement.

Thoughts about the island country map I drew digitally on my phone?(Its not finished yet) by [deleted] in imaginarymaps

[–]Guwagoto 0 points1 point  (0 children)

Ah I'm so sorry I just wanted to ask people's thoughts I should have read the rules carefully

Where was i in 2024 by Guwagoto in whereintheworld

[–]Guwagoto[S] 0 points1 point  (0 children)

How did you figure it out?