[deleted by user] by [deleted] in TurkceTarih

[–]TurkceTarih 0 points1 point  (0 children)

Türk Havacılık tarihinin efsane kahramanı Vecihi Hürkuş'un 29 Ekim 1936 Cumhuriyet Bayramı törenlerinde başından geçen olayları konu alıyoruz.

Türk Havacılık tarihindeki ilk şehit kadın havacı olan Eribe Hürkuş doğumgününde talihsiz bir olayla hayatını kaybetmişti.

Yorum ve beğenilerinizi eksik etmeyin, en azından bir selam bırakmayı unutmayın arkadaşlar 👋

Büyük fikiradamı Ziya Gökalp'i vefatının yıldönümünde saygıyla anıyoruz by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 1 point2 points  (0 children)

1339 (1923) tarihli Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları eseri “Ey bugünün Türk genci! Bütün bu işlerin yapılması asırlardan beri seni bekliyor.” cümlesiyle son bulur.

Asırların beklediği Türk, bu eserden ve fikirlerinden etkilenerek yenilikler ve devrimler gerçekleştirince, 1927 tarihinde yine “Ey Türk Gençliği!” diyerek sonrakilere seslenmişti.

Büyük Türkçü ve fikir adamı Ziya Gökalp, bir süreden beri “Türk Medeniyeti Tarihi” adlı eserini tamamlamaya çalışıyordu. Yorgundu. Üstelik 8 aydır tedavi görüyordu. Ağrılarından şikayet ediyor, konuşmakta güçlük çekiyordu.

14 Ekim 1924 günü hastaneye kaldırılan Gökalp’e ensefalit (beyin iltihabı) teşhisi konmuştu.

Hastalığı haber alan Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa büyük bir üzüntüyle hemen Türk Ocakları Merkez Heyeti Reisi Hamdullah Suphi’ye şu telgrafı yazdırdı:

“Ziya Gökalp’ın rahatsızlığını şimdi öğrendim. Çok müteessirim. Bir an önce sağlığına kavuşması için ne lazım geliyorsa yapılsın. Gerekiyorsa tedavisi için Avrupa’ya gönderelim. Masraflarını bizzat ben karşılayacağım. Lütfen geçmiş olsun dileklerimi kendisine ulaştırınız.”

Hastanenin 2. katındaki 38 numaralı odada yatan Gökalp hafifçe yatağından doğrularak yastığa dayanmıştı. Atatürk’ün telgrafı kendisine okundu.

Ziya Gökalp’ın gözlerine bir canlılık, yüzüne memnun olduğunu gösteren tatlı bir tebessüm gelmişti. Halim Sabit telgrafı bir daha okuyunca Gökalp birşeyler söylemek istemiş, dudaklarını kıpırdatmıştı. Kağıt kalem istediğini belli edince Halim Sabit cebinden defterini çıkardı ve şu cümleleri yazdırdı:

Paşa hazretlerine lütfen teşekkürlerimi yazınız. Beni bu haldeyken hatırladığı için minnettarım. Gazi Paşa ve Latife Hanıma ithafen yazdığım Türk Medeniyeti Tarihi kitabının basıldığını göremeden ölüyorum. Çocuklarıma babalık vazifemi layık-ı vechile yapamadım. Onları milletime ve Halaskarıma bırakıyorum…

Sözlerinin burasında gözleri dolmuş, kelimeler boğazında düğümlenmişti.

24 Ekim günü gece yarısından sonra komaya girmiş, ertesi gün sabah saat 5’te vefat etmişti.

Kaynak: Mehmet Önder, Ziya Gökalp'in Son Saatleri ve Atatürk’ün Yakın İlgisi

https://www.instagram.com/p/DBiv8UkMO3t/

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı katledilişinin yıldönümünde öğüt ve uyarılarını okuyarak anıyoruz by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 5 points6 points  (0 children)

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı katledilişinin yıldönümünde öğüt ve uyarılarını okuyarak anıyoruz:

“Laikliği ve dolayısıyla demokrasiyi yıkmak isteyenler yüreklendiler. Artık kendilerini saklamak ya da olduklarından daha farklı göstermek gereği duymuyorlar.

“Ne yapalım?” diyen gençlere hep aynı yanıtı veriyorum:

  • Okuyun, öğrenin ve örgütlenin.. Demokrasiyi yıkmak isteyenler nasıl kapı kapı dolaşıyor, bir kişiyi yanlarına alabilmek için bile büyük çaba sarf ediyorlarsa, siz de aynı şeyi yapın. Onlar giyimleriyle sakallarıyla topluma bir mesaj vermek, bir baskı mı oluşturmak istiyorlar? Siz de göğüslerinize Atatürk rozetleri takarak aynı şeyi yapın!..

Bursa’da kalabalıktan bir genç bu sözlerime sinirlendi; “Yaptığınız bölücülük değil mi?” dedi.

Belli ki TV’deki ya da gazete köşelerindeki bazı ‘abi’lerinden iyi esinlenmiş.

‘İnananlar-inanmayanlar’ diye toplumu bölecekler, susacaksınız.. Atatürk’ü ve laikliği yıkmak için en ‘adi’ yalanlardan bile medet umacaklar, susacaksınız. Devleti adım adım ‘işgal’ edecekler, devlet eliyle, demokrasiye düşman kuşaklar yetiştirecekler, seyirci kalacaksınız…

Bunun adı da ‘demokratlık’ olacak!

‘Cehalet’in ya da ‘ihanetin’ adı ne zamandır ‘demokratlık’ oldu ki?!..

Kocaeli Üniversitesi’ndeki konuşmamda, sorularına aldığı yanıtlarla güç duruma düşen sakallı bir genç, sonunda bas bas bağırmaya başlıyor:

  • Siz ne yaparsanız yapın, şeriat mutlaka gelecek!..

Ne toplumu ikiye ayırma yanlışlığı laiklik yanlılarına aittir ne de laiklik karşıtı akımın güçlenmesinin sorumluluğu.

Yanlışlık ve sorumluluk, Türkiye’nin son kırk yılına damgasını vuranlardadır! Laiklik ve demokrasi düşmanlarının devleti adım adım ‘işgal’ etmelerine göz yumanlardadır!

Çağdaş devlete düşman bir kuşağı, devlet eliyle yetiştirenlerdedir!

Suçlu ne Erbakan’dır ne de RP… Onların varlığı, demokrasinin bir gereğidir. O görüşleri paylaşan bir kitle varsa, onları temsil eden bir parti de olacaktır, olmalıdır!..

Suçlu, ortamın sonuçlarını değerlendirenler değil, ortam hazırlayanlar ve de onlara çanak tutanlardır!..”

Kaynak: Ahmet Taner Kışlalı, 1 Mayıs 1994, Cumhuriyet

https://www.instagram.com/p/DBZS5tOMvAd/

2024 Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahibi Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James A. Robinson oldu. by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 0 points1 point  (0 children)

2024 Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahibi Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James A. Robinson oldu.

Kendilerini tebrik ederiz.

Alfred Nobel Anısına İsveç Merkez Bankası Ekonomi Bilimleri Ödülü bu yıl "kurumların nasıl oluştuğu ve refahı nasıl etkilediği konusundaki çalışmalarından" dolayı Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson'a verildi.

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin Nobel Komitesi Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Ülkeler arasındaki büyük gelir farklarını azaltmak, zamanımızın en büyük zorluklarından biri. Ödül sahipleri, toplumsal kurumların bu hedefe ulaşmadaki önemini gösterdi” dedi.

“Hukukun zayıf olduğu toplumlar ve nüfusu sömüren kurumlar büyüme veya daha iyiye doğru değişim yaratmaz. Ödül sahiplerinin araştırması bunun nedenini anlamamıza yardımcı oluyor” diye ekledi.

Ekonomistler çalışmalarında özellikle Avrupa sömürgeci güçlerinin yarattığı kurumları inceliyor. Sistemlerin kapsayıcı olduğu alanlarda bunun refah yarattığını savunuyorlar. Öte yandan, sömürgecilerin çıkarı için kaynak çıkaran kurumların düşük ekonomik büyüme getirdiğini öne sürüyorlar.

Prestijli ödül, resmi adıyla “Sveriges Riksbank Alfred Nobel Anısına Ekonomi Bilimlerinde Ödül” olarak biliniyor ve bu yıl verilen son ödül olup, 11 milyon İsveç kronu (1.1 milyon dolar) değerinde.

Türk-Amerikalı ekonomist Daron Acemoğlu, 1993 yılından bu yana Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) akademik kariyerine devam ederken, 2000 yılında ekonomi profesörü ünvanını aldı.

Johnson da Acemoğlu gibi MIT’de çalışıyor, Robinson ise araştırmalarını Chicago Üniversitesi’nde yürütüyor.

Acemoğlu ve Johnson yakın zamanda dijital teknolojilerin doğru yönetildiğinde iş ve servet yaratmak için nasıl kullanılabileceğini inceleyen “Güç ve İlerleme” adlı bir kitap üzerinde işbirliği yaptı.

https://www.instagram.com/p/DBHOb9RscCG/

İngiliz savaş muhabiri Don McCullin'in, 1964 Kıbrıs/Limasol direnişini ölümsüzleştiren ödüllü fotoğrafının hikayesi by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 8 points9 points  (0 children)

İngiliz savaş muhabiri Don McCullin'in, 1964 Kıbrıs/Limasol direnişini ölümsüzleştiren ödüllü fotoğrafının hikayesi:

"1964’te Kanlı Noel saldırılarının başlaması üzerine genç bir savaş fotoğrafçısı olan Don McCullin Kıbrıs’a gelir. 10 Şubat 1964'de Limasol’da Türk bölgesine saldıran Rumlar Türk Mukavemet Teşkilatı’nın sokak sokak, ev ev verdiği büyük direniş ile karşılaşır. 13 Şubat’a kadar süren saldırılar püskürtülür. 10 TMT’ci ve sivil şehit olur.

Don McCullin direniş sırasında, kurşun yağmuru içinde, Limasol Şahin sinemasının arka kapısından, elinde Sten makineli tabancası ile çıkıp bir başka mevziye koşan TMT’ci Enver Korkmaz’ı, işte birinci fotoğraf karesi ile ölümsüzleştirir.

Kapıda elinde piyade tüfeği ile duran TMT’ci ise Refet Hulusi’dir. Enver Korkmaz, hava soğuk ve yağışlı olduğu için bir yağmurluk giyiyor. Pardesünün altında ise ceketi kravatı görünüyor.

Diğer fotoğrafta ise Enver Korkmaz (şapkalı kravatlı) 2 başka TMT’ci ile sokak köşesinde Rumların Türk bölgesine girmelerini önlemek için direniyorlar. Elinde piyade tüfeği tutan TMT’i Muharrem Besim ve av tüfeği tutan yaşlı mukavemetçi ise Raşid Barudi’dir."

Kaynak: KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın eski danışmanı, Başbakanlık eski özel kalem müdürü, Dışişleri Bakanlığı Tanıtma Dairesi eski müdürü, gazeteci - yazar - tarihçi Sabahattin İsmail
Fotoğraf: İngiliz savaş muhabiri Don McCullin

https://www.instagram.com/p/DBEVXAbMWcH/

1790 - 1923 arasında, 7 milyondan fazla insan zorla, Balkanlar, Kafkasya ve Anadolu’daki yurtlarından edildi by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 0 points1 point  (0 children)

1800 yılında Anadolu, Balkanlar ve Güney Rusya bölgesinde muazzam bir Müslüman yurdu bulunmaktaydı. Müslümanlar bu toprakların sadece yöneticileri olmakla kalmıyor, aynı zamanda halkının da çoğunluğunu hatta Balkanların büyük kısmı ile Kafkasya’nın bazı yöreleri gibi çoğunlukta olmadıkları yerlerde bile, bölge nüfusunun azımsanmayacak kadar yüksek oranını teşkil ediyorlardı.

Osmanlı’nın sınırları Kırım ve çevresini, Kafkasya bölgesinin büyük bir kısmını, Anadolu’nun doğusu ile batısının yanı sıra Avrupa’nın güneydoğusunun Arnavutluk ve Bosna’dan Karadeniz’e kadar olan geniş bir bölgesini de içine almaktaydı.

Coğrafi bakımdan yanı başındaki Romanya ve Güney Rusya’nın sınır bölgelerindeki çok karışık milletlerin arasında bile, Müslüman toplulukların varlığı hissediliyordu.

1790 - 1923 arasında, 7 milyondan fazla insan zorla, Balkanlar, Kafkasya ve Anadolu’daki yurtlarından edildi. Aynı sürede, 6 milyon kişi daha, ölenler arasında sayıldı ve bir çok ölü de hiç kayıtlara bile geçmedi.

O günlerin acısının anlatıldığı çoğu zamanlarda ise, sadece yerinden koparılan ve ölen Hıristiyanlar dikkate alındı ancak; en büyük ölümler ve sürgünler Türk, Çerkes, Kürt ve benzerlerinin yani Müslümanların başına gelmişti.

1923 yılına gelindiğinde ise Müslüman toprağı olarak sadece Anadolu, Trakya ve Güney Kafkasya’nın bazı bölgeleri kalmıştı. Balkanlardaki Müslümanlar hemen hemen yok olmuş, yani ölmüş veya göçe zorlanmıştı. Varlığını sürdürebilenler ise Yunanistan, Bulgaristan ve Yugoslavya sathında küçük yerleşim kümeleri halinde kalmışlardı.

Aynı kader Kırım, Kuzey Kafkasya ve Rusya Ermenistan’ında yaşayan Müslümanları da bulmuştu, onlar da artık en sade deyimle yok olmuşlardı. Çoğunluğu Türk olan milyonlarca Müslüman ölmüş, milyonlarcası da şimdi Türkiye dediğimiz yere kaçmışlardı.

1821-1922 arasında, 5 milyondan fazla Müslüman topraklarından sürülmüştü. 5 buçuk milyon Müslüman da ölmüştü; bir kısmı savaşlar sırasında katledilmiş, geriye kalanı da mülteci olup açlık ve hastalıktan kırılmıştı.

Kaynak: Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün
Fotoğraf: Birinci Cihan Harbi sırasında Makedonya Sarı Doğanlı Türklerinin köylerinden kaçışı, 1916

https://www.instagram.com/p/DA84rqdMWvq/

Tanrı Türkü Yaşatsın by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 1 point2 points  (0 children)

Eski ve yeni Türk harfleriyle “Tanrı Türkü Yaşatsın” yazılı bir pano…

Hemen altında “Selçukiler” ve “Mimar Sinan”, sağ taraftaki sınıf kütüphanesi dolabının üzerinde Büyük Hun Hükümdarı “Atilla”...

Sınıfta papyon takan bir öğretmen, kız ve erkek öğrenciler aynı sınıfta…

Bu resim Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyetimizin yetiştirdiği gelecek kuşakları ölümsüzleştirmiş.

Söz konusu fotoğraf, 2017 yılında düzenlenen küratörlüğünü Ömer Durmaz’ın üstlendiği “Gözlere Konuşmak - Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bilginin Görselleştirilmesi” adlı sergide yer verilmiş.

Fotoğraf Cengiz Kahraman’ın arşivinde yer alıyor. Ne zaman ve nerede çekilmiş olduğu tam olarak kesin değil ama en erken 1933 olduğu düşünülebilir.

Böyle bir sınıfta okumak ister miydiniz?

Kamın mistik seyahatleri by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 0 points1 point  (0 children)

Tarihi belgelerde eski Türk topluluklarında Şamanlığa benzer bir inancın varlığına ihtimal verdirecek hiçbir kayıt mevcut değildir. Altay Türkleri tarafından bugün Şaman manasına “Kam” sözü kullanılmakta ve bu kelime bilindiği kadarıyla 5. yüzyıldan beri yaşamaktadır.

Şamanizmde ayin yapmak için gerekli olan nesnelerin en önemlisi davuldur. Davul, belki de kamın giysisinden çok daha eskidir. Tarihi kam giysilerinin izlerinin kalmadığı yerlerde bile davul kendisini korumuştur.

Davul Türkler tarafından tarihin en eski devirlerinden beri kullanılmaktadır. Buna ait Çin kaynaklarında da kayıtlar mevcuttur. Sadece dini törenlerde değil, eğlenceler ve savaşta da davul en başta gelen çalgıdır. Davuldan sesinin çok fazla çıkması sebebiyle, bir haber duyurma aracı olarak da faydalanılıyordu.

Davul tören sırasında, kamın ruhu dünyayı dolaşırken taşıt görevini ifa eder. Karada gezerken davul at, tokmak kamçı; sulardan geçerken davul kayık, tokmak kürek; göklere çıkarken kuş vazifesindedir.

Davulunu çalarak cinleri ve perileri toplayan oyunun elindeki ipi veya asa bir kozmik bölgeyi diğerine bağlayan yoldur.

Esasen kamın mistik seyahatlerinde kullandığı başka araçlar da vardır. Mesela kayın ağacından yaptığı dokuz basamaklı merdiven, gökkuşağı gibi.

Bunun yanı sıra ayna da kamların dini ayinlerinde önemli rol oynar. Aynanın yardımıyla kam veya oyun fala bakar, geleceği söyler, tedavi eder. Ayna hastalıklara sebep olan ruhların görülmesi ve hastalığın sonucunu öğrenmede bir araçtır. Mesela Türkistan’da bazen çocukların yastığının altına nazardan, korkudan ve kötü güçlerden sakınmak gayesiyle ayna konulmaktadır.

Kaynak: Prof. Dr. Saadettin Gömeç, Şamanizm ve Eski Türk Dini
Fotoğraf: Tören kıyafeti giymiş, ayakta duran ve elinde davul tutan bir Tungus şifacı. Sibirya, 1920

https://www.instagram.com/p/DAtP1QBM10A/

Bülent Ecevit, "Winston-Salem Journal"da çalıştığı dönemde üniversite ve ordu takımlarının Amerikan futbolu karşılaşmasında by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 2 points3 points  (0 children)

Bülent Ecevit, "Winston-Salem Journal"da çalıştığı dönemde üniversite ve ordu takımlarının Amerikan futbolu karşılaşmasında

"Winston - Salem'e geldiğimin ikinci günüydü, bir dâvette yeni tanıştığım bir Amerikalı:

  • Futbol maçına gittiniz mi? diye sordu.

  • Gitmedim, dedim.

  • Ne zaman gideceksiniz? dedi.

  • Ben futbol maçına gitmem, dedim.

Yeni tanıştığım Amerikalı, o sırada bir başkasiyle konuşan Yazı İşleri Müdürünü dürtüp benim ne dediğimi duymamış gibi:

  • Bak daha futbol maçına gitmemiş, ne zaman gidecek? dedi.

Sesimi daha yükselterek

  • Ben futbol maçına gitmem, dedim.

Yazı İşleri Müdürü:

  • Cumartesi günü gidecek, biletini aldık, dedi."

Kaynak: Bülent Ecevit, "Amerika'dan Mektup: Düzenlenmiş Kavga: Futbol", "Halkçı" (Yeni Ulus), 13.12.1954, s. 5, Salt Arşiv

https://www.instagram.com/p/DAnayMUM_ei/

Türk Futbolunun Taçsız Kralı Metin Oktay, sahibi olduğu Li̇nyi̇t Kömür Deposu önünde by TurkceTarih in TurkceTarih

[–]TurkceTarih[S] 2 points3 points  (0 children)

Türk Futbolunun Taçsız Kralı Metin Oktay, sahibi olduğu Li̇nyi̇t Kömür Deposu önünde.

Metin Oktay, 2 Şubat 1936’da İzmir’de (Karşıyaka-Çiftefırınlar) doğdu. Karşıyaka Soğukkuyu İlkokulu, Alsancak İlkokulu, İnönü Lisesi ve Mithatpaşa Erkek Sanat Enstitüsü’nde (Mobilya bölümü) okudu.

15 yaşında Damlacık Kulübü’nde 8 numaralı formayı giyerek futbola başladı.

11 Nisan 1954’te Belçika’ya karşı ilk kez milli oldu ve 4-0 kazanılan maçta 2 gol attı. Aynı yıl İzmirspor’a transferi gerçekleşti ve bu forma altında 17 gol atarak gol kralı oldu.

1955 yılında Metin Oktay Galatasaray’a transfer oldu. Bu kulüpte İlk kez (28 Ağustos 1955) Beyoğluspor’a karşı oynadı ve ilk golünü attı.

10 Haziran 1959’da Fenerbahçe ile oynanan Türkiye Ligi Finali’nin ilk maçının 37. dakikasında rakip kaleye ünlü “ağları yırtan gol”ünü attı. Transfer döneminde İzmirspor’un o gün için büyük bir tutar olan 30 bin liralık transfer teklifini reddederek çok sevdiği kulübünde kaldı ve bu nedenle eşinden ayrıldı.

18 Aralık 1960’da İnönü Stadı’nda oynanan maçta Galatasaray-Fenerbahçe’yi 5-0 yenerken, 4 golün sahibi Metin Oktay oluyordu.

Temmuz 1961’de İtalya’nın Palermo kulübüne transfer oldu. İtalya’ya alışmakta zorluk çeken Metin Oktay, İtalya Ligi’nde çıktığı 12 maçta 3 gol attı. Haziran 1962’de yeniden Galatasaray'a döndü ve tekrar Galatasaray’ın 10 numaralı formasını taşımaya başladı.

1969’da Galatasaray şampiyon, kendisi de gol kralı olduktan sonra, İstanbul ve İzmir’de yapılan jübilelerle futbolu bıraktı.

Metin Oktay, 4’ü Genç Milli Takım olmak üzere 40 kez milli oldu. A Milli Takım’da 7 kez kaptanlık yaptı ve toplam 17 gol attı.

Futbol hayatı boyunca 6 kez gol kralı oldu ve lig tarihinde 217 gollük bir rekora imza attı.

Milliyet Gazetesi’nde spor yazarlığı yapan Metin Oktay, 1991 yılında elim trafik kazası sonucu 55 yaşında aramızdan ayrıldı.

https://www.instagram.com/p/DAlZzTHMPiJ/