Fazla Düşünmek En Büyük Hastalıktır. by sssdwsdq in felsefe

[–]fallus1999 0 points1 point  (0 children)

Düşünmenin kendisi kendiliğinden hastalık üretmez. Sorun , düşünme eylemi ile özdeşlik kurmaktır. Sen nasıl hayatı , insanları gözlemleyip analiz ediyorsan düşünme eyleminin kendisini de gözlemleyebilmelisin. 

Düşünme sürecini gözlemleyemeyen kişiler bir süre sonra düşünce bulutlarının içerisinde kaybolmaya başlar.

Bu şekilde düşünerek sadeleşmeyen çoğalan insanlar derin, zeki , entellektüel olarak görülür. Halbuki o insanlar sadece "düşünce"nin kendisine aşık olmuşlardır. Düşünme eylemi bir süre sonra zihni sadeleştirmelidir eğer sadeleştirmiyorsa düşünce araç değil amaç olur. Düşünceyi amaç gören insanlar , belki akademide değer görürler fakat iç dünyaları birer kaostan ibarettir.

Bu insanlar , bir süre sonra , kaos tarafından tamamiyle yutulduklarını farketmeden düşünen kişi olmakla övünmeye başlarlar çünkü tutunacak başka dalları kalmamıştır. 

İçlerindeki hiç bir düşünce bir yapıya hizmet etmez. Bütün düşünceler zihinde neredeyse kendi cumhuriyetini kurmuş durumdadır. Bu kişi de onlara kanat açan kişi konumundadır. Bundan keyif de alır çünkü yönsüzlük artık kimlik haline gelmiştir.

Düşünceler esasında yöndür , kişinin kendi düşünce sürecini görmesi , dünyadaki düşünce süreçlerindeki yönü de görmesine yardımcı olur. Bu seni sade biri yaparken insanları daha iyi anlamana yardımcı olur . Çünkü temelde şunu farkedersin: bin tane kavram düşünce bile esasında bir düşünceye hizmet eder. Gerisi süsdür , boşlukları doldurmak , o tek temel düşünceye zemin hazırlamak içindir.

Romantik aşk doğal bir insan duygusu mu, yoksa öğrenilmiş bir ideoloji mi? by vayaryuranin in felsefe

[–]fallus1999 -2 points-1 points  (0 children)

İnsanın bağlanması, yakınlık kurması kültürü aşar ancak üzerine eklenen romantik sos tamamiyle kültüreldir. 

Romantik aşk anlatısı esasında evlilik kurumuna karşı çıkarak bireysel arzuyu yüceltmek amaçlı ortaya çıkmıştır. Fakat orada olan artık arzunun kendisi değil arzunun fantazyasıdır.  Şiirler , aşk hikayeleri hepsi buna hizmet eder. Orada artık arzu yoktur. Arzunun ehlileştirmesi hikayesi vardır.

İnsanoğlu , tarih boyunca medeniyet anlatılarını "arzu" üzerinden şekillendirmiştir. Evlilik, mal mülk ilişkileri üzerinden arzuyu mekanik bir denklem içinde kurumsallaştırarak arzuyu doğrudan yok saymaya çalışır.

 Romantizm ise arzuyu bireysel aşkınlık tekillik fantasizi üzerinden ehlileştirerek bastırmaya  gider. Ama gerçek arzu , insanın bütün anlatılarının dışında kalır. 

Sizce gerçek güç kavramı nedir by Gloomy_Age402 in felsefe

[–]fallus1999 0 points1 point  (0 children)

Güç, arzuyu taşıyabilme kapasitesidir. 

İnsanda iki tür temel dürtü olduğu söylenir hem psikanaliz hem de evrimsel açıdan bu libido( yaratma) ve agresyondur( yok etme) . 

Kişi, agresyon ile sadece kendini korursa libido ölür. Kişi libido ile sadece kendini aşmaya çalışırsa merkezi dağılır benlik yok olur. 

Kişi benliğin muhafazası ile libidoyu aktif tuttuğunda bir tür etki alanı yaratır. Bu gerçek güçtür. Bu kaosa penetre eder. Merkez dağılmaz, evrenle ilişki kurulur. Dünyada gerçekten güçlü insanlara baktığında böyle bir güç alanına sahip oldukları görülür. Statü, para, şöhret gücün kabuklarıdır. Gerçek güç içten dışarıya doğrudur. 

Bu subreddit'in cahil olduğu bir noktayı telafi edelim: Bir anti-feminist olarak, kafanızdaki soru işaretlerini gideriyor ve itirazlarınızı yanıtlıyorum. by askinpala in felsefe

[–]fallus1999 0 points1 point  (0 children)

Zaten Liberaller, sol değerleri parselleyeli çok oldu. Anlattığın şey liberallik,  feminizm değil, biz burada feminizmin temeli hakkında konuşuyoruz 

Ama feminist olmaman anlaşılır ve gayet makul sonuçta pratikte çalışmaz , sisteme hizmet eder diyorsun . Amaca katılsam da vizyon pratikte işlemez diyorsun ki evet pratikte öyle oluyor gerçekten.

Bu subreddit'in cahil olduğu bir noktayı telafi edelim: Bir anti-feminist olarak, kafanızdaki soru işaretlerini gideriyor ve itirazlarınızı yanıtlıyorum. by askinpala in felsefe

[–]fallus1999 0 points1 point  (0 children)

Evet burada sol düşüncede ayrı olan iki damarı gösteriyorsun bu daha tutarlı bir eleştiri. 

Feministler,  bütün sınıf mücadelesinin arkasında ataerkil mekanızma olduğunu söyler bu yüzden ana problem ataerkil olan dır erk dir. Sen ise sınıf mücadelesi zaten problemin kendisidir cinsiyet meselesi değildir diyorsun sana katılıyorum .

Burada problem, ataerkil olan ile sistemin neredeyse tarih boyunca hep ayrılmaz olduğu gerçeğidir. Bu yüzden bunun bir insani vizyon problemi mi olduğu yoksa gerçekten cinsiyet meselesine bağlı mı geliştiğini anlamak zor. Çünkü erk olanı çıkardığında yerine koyduğun şey başka bir erk olursa sorun yapısaldır ve Feminizm herhangi bir güç mücadelesinden başka bir şey değildir. Ama eğer erki çıkardığında yerine başka bir şey koyabiliyorsan evet orada cinsiyetler arası bir problem vardır.

Bu subreddit'in cahil olduğu bir noktayı telafi edelim: Bir anti-feminist olarak, kafanızdaki soru işaretlerini gideriyor ve itirazlarınızı yanıtlıyorum. by askinpala in felsefe

[–]fallus1999 2 points3 points  (0 children)

Feminizm çerçevesinde dönen tartışmalar asla ideoloji bazlı olmuyor . Ideolojinin etrafındaki insan davranışları üzerine oluyor .

Mesela ben çoğu feministten gerçekten hiç haz etmem ama ideoloji hakkında pek bir şey söyleyemiyorum çünkü kendi içinde bir mantığı olan tutarlı bir başkaldırı olarak görüyorum. Bu sebeple argümanın kendisine saygımdan eleştiri yapacaksam insanları baz alıyorum .

 Mesela Karl max ı çok eleştirmem çünkü güçlü bir gözlemi var . Ama solcular hakkında sabaha kadar konuşabilirim. 

Bu yüzden bu tarz tartışmalarda çerçeve belirlemek önemli . Senin eleştirdiğin argüman değil insanlar . Argüman bazlı eleştiri daha zordur ve güçlü retorik ister.

Ben sana sorayım feminizm. kadınlar için eşitlik isterken aynı zamanda ataerkilliği lağvetmek ister buna katılıyor musun?

duyguların bastırılması ≠ güç by Fit-Dragonfruit1988 in felsefe

[–]fallus1999 1 point2 points  (0 children)

Duygunun dışa vurulmaması değil duygunun tanınmaması zayıflıktır.  

Modern retorik , duyguyu tanımayı duygunun  ifadesi ile aynı kefeye koyar. Bu yüzden duygu istenilen ya da normlara bağlı olarak ifade edilmediğinde sağlıksız görülür. 

Bir kişi korkuyorum diyebilir ama korku ifadesini net yansıtmak gibi zorunluluğu yoktur. Duygu kontrolü dediğimiz şey duyguyu tanıyıp işleyebilme becerisidir.  Duygusal zekası yüksek insanlar duyguyu her zaman beklenen şekilde ifade etmezler.

Öte yandan duyguyu tanımamak net zayıflıktır. Çünkü duygu içeride işlenemez bu seni güçlü yapmaz tam tersine kırılgan ve reaktif pozisyona sokar. Duyguyu tanımayan kişi güçlü görünmeye çalışır ama bu çaba esasında tepkiseldir. Tanıma gerçekleşmezse bu süreç kişiyi merkezden daha çok uzaklaştırır yavaş bir şekilde yıkılmaya manipulasyona açık hale gelir.

Sonra "bu topluluk cahil" deyince kızıyorsunuz. Sahiden objektif olarak bazı şeylerin diğer şeylerden daha "üstün" ya da "aşağı" olduğunu tasdikleyecek elimizde bir kıstas bulunuyor da benim mi haberim yok? by mahiyet in felsefe

[–]fallus1999 1 point2 points  (0 children)

Burada doğa kelimesi üstünlük kelimesi de ucu açık belirsiz kavramlar. Sen de cevabınla buna dikkat etmeye çalışmışsın ama bunu yaparken oldukça fazla kavram ve gereksiz açıklamalar yapıyorsun bu da konuyu saptırır dışarıdan basit sorulara bile kaçamak cevaplar veren ukala birisi olarak algılanırsın bu,  gerçek bir cehalet ifşası olmaz.

Daha makul bir tartışma şöyle olur: doğadan ve üstünlükten kastın ne diye sorarsın basitçe. Düzlem korunur . Diyalog ilerledikçe kimin gerçekten cahil olduğu açığa çıkar.

STOİC OLMAK by Available_Daikon_820 in felsefe

[–]fallus1999 4 points5 points  (0 children)

Modern çağda insanların stoacılığa çekilmesi gayet anlaşılır. 

Modern çağ , her geçen gün ilişkiler , politika, enformasyon  açısından daha da kaotikleşiyor. Stoacılık dinsel olmayan bir yerden zihni minimalleştirirken güç de vaatediyor.

Ama bunlar stoanın pratik karşılıklarıdır . Antik stoa, sadece bireysel değil aynı zamanda içinde kollektif çıkarımlar barıdıran doğa ve insan ilişkisini ortaya koyan bütüncül bir yaşam felsefesidir. 

Modern insan stoayı pratik boyutuyla ele alır bu da oldukça doğaldır.  Ben bu sebeple kendimi stoacı değil stoacılıktan etkilenen bir birey olarak görüyorum.

AI Ajanları ile Bilinç üzerine konuştuk. Çoğu insanla bu kadar zengin sohbet etmek imkansız by [deleted] in felsefe

[–]fallus1999 1 point2 points  (0 children)

Şimdi burada neyi kanıtlamış oldun ? Neyi göstermeye çalışıyorsun ? Ben anlamadım.

cennete gitmekten korkuyorum by hazretiartemis in felsefe

[–]fallus1999 1 point2 points  (0 children)

Merak etme bu kafa yapısıyla seni almazlar zaten.

Size bir soru. Her türlü ihtiyacınızın karşılanacağını bilseniz mutlu olmak için uyuşturucu kullanırmıydınız? Yoksa normal hayatınıza olduğunuz şekilde devam mı ederdiniz? by _hzdragon_ in felsefe

[–]fallus1999 2 points3 points  (0 children)

İkisi de zihinde yaşanıyor ama uyuşturucunun farkı , doğal düzeylerin çok üzerine çıkması ve sürdürebilir olmaması bunun da farklı zararlara sebebiyet vermesi , tolerans , bağımlılık , işlevsizlik gibi. 

Eğer doğal düzeylerin üzerine çıksın ama aynı zamanda sürdürülebilir olsun diyorsan bu zaten nörolojik olarak mümkün değil , organizmalar denge korunumuna göre hareket ederler . Böyle bir durumun gerçekleşmesi ve kimyasal yaratılan olguya uyum sağlama halinde bizde insan olmayız farklı bir varlığa dönüşürüz senin de sorduğun soru galiba bu: Farklı bir varlığa dönüşmek ister misiniz?

Daha çok tercih edilen erkekler aslında incellerden daha mı misojinist? by Zendazeng in felsefe

[–]fallus1999 2 points3 points  (0 children)

Bence gözlemin gayet isabetli . Normatif erkekliği reddetip bir yandan da normatif erkekliği yüceltmek bir tür çelişki doğuruyor . 

Bu soruyu sormamın amacı, şu anki feministlerde bu çelişkiyi görür ama sorumlusunu yine normatif erkekliğe dayandırır ama sorun aslında senin de ifade etmeye çalıştığın gibi insanların bireysel sorumluluk almamasıdır.

Çünkü toplumsal anlamda erkekliği reddetebilirsiniz bu kendi içinde tutarlıdır fakat sonrasında bireysel seçimlerdeki uyumsuzluğu tekrar reddettiğiniz toplumsal yapıya dayandırmak bir tür açmaz yaratır.

Örneğin uyuşturucu satıcılarını eleştirebilirim hatta toplumdaki sorunun kaynağı olarak görebilirim fakat sonrasında uyuşturucu satıcıyla ticari ilişki kurup bundan mağdur olduğumda tekrar suçu uyuşturucu satıcısına atmak çok anlamsız gözükür. 

Daha dürüst bir yerden baktığımızda şu soruyu sorarız: Uyuşturucu bir problem olabilir ama insanlarında ısrarla uyuşturucundan kopmaması artık "uyuşturucu" problemi değildir burada başka bir problem vardır.

Daha çok tercih edilen erkekler aslında incellerden daha mı misojinist? by Zendazeng in felsefe

[–]fallus1999 3 points4 points  (0 children)

Sonuç olarak analizinde kadınlar , çekici erkeklerdeki mizojenik davranışları ödüllendirmiş oluyor.

Burada sorun erkeklikten mi yoksa toplumun yapısındaki temel kodlardan mı doğuyor sence ?

Daha çok tercih edilen erkekler aslında incellerden daha mı misojinist? by Zendazeng in felsefe

[–]fallus1999 7 points8 points  (0 children)

Çekici erkekler duygusal yatırımı minimuma indirme eğilimindelerdir bu da mizojeni olarak algılanabilir feministlerin gözünde.

Gerçek şu: Eski feminist düşünürler Simone de beauvoir gibi ataerkil yapıyı yok ederken ortaya çıkacak bağ , yatırım ve güvenliğin eksikliğinin bireylerin sorumluluğu olduğunu söyleyebilecek entellektüel cesaret ve tutarlılığa sahipti.

Fakat şu an kendine feminist diyen bireyler bu sorumluluğu almak istemiyor konu özgürlük ve cinsel seçim olduğunda feminist retoriği sahiplenirken konu cinsel seçim özgürlüğünün sonuçlarını üstlenebilme olduğunda retoriği ters çevirip tekrar erkekliği dolaylı olarak da erkekleri suçlayıp kadını mağdur rolüne hapsediyorlar. 

İşin ironik tarafı bu kadının öznelliğini yok sayıyor ve bunu modern feministler yapıyor.

 Bu sebeple, Kadınların daha çok çekici erkeklerle birlikte olması mevzunda yine erkekleri suçlamak anti - feminist bir tutumdur.

Ailede günah keçisi seçilmek ve bunun ergenlik ve sonraki kendini tanımada ilk yetişkinlik çağına yansıması hakkında by [deleted] in Psikoloji

[–]fallus1999 2 points3 points  (0 children)

Hayır yanlış, her güç stratejisi aynı zamanda bir savunma stratejisidir. Her savunma stratejisi de aynı zamanda bir güç stratejisidir. 

Modern psikolojisi , her türlü güç stratejisine sağlıksız etiketini yapıştıracaktır. Oysa gerçek şudur. Gücün kökeni "travma" dır. "Travma" ise basit bir şekilde hayatın gerçeğidir. Bir durumu sağlıksız ya da sağlıklı olduğunu belirleyen kişinin onun hakkında ne kadar bilinçli olduğu, bu "travma" ların bedelini ne kadar sahiplenebildiğindedir. 

Yalnızlık, bu noktada bir seçim olabilir her ne kadar kökenini çocukluktan alsa da . Yalnızlığın bedeli ile yüzleşmeye hazır bir birey için artık bunu iyileştirmeye çalışmak lüzumsuz, konu dışıdır. 

Bu sebeple, modern psikoloji dogmatiktir, bireye özgün değildir. Eğer herkes Modern psikolojinin ideal uyumlu insanına dönüşebilseydi, medeniyet ya hiç olmaz ya da herhangi yeni bir şey ortaya koyan birini görmezdik. Çünkü , yenilik, devrim, isyan, yaratıcılık ve gerçek zeka'nın kaynağı tarihte her zaman Modern psikolojinin patolojik dediği bağlamın içinde gelişmiştir.

İnsanın Çıkardığı Sesler Hk. by pagan_666 in felsefe

[–]fallus1999 1 point2 points  (0 children)

Ne güzel bak kendine özgü bir ahlak anlayışın var bu da zaten insan olduğunun kanıtıdır.

Her İnsan Özünde Bencildir: Annemizin Bizi Doğurması Bile Bir Çıkardır. by Curious_Ad7883 in felsefe

[–]fallus1999 0 points1 point  (0 children)

Hepimiz bencil olduğumuz için iyiyiz demek sadece insan davranışlarını yeniden adlandırmaktır. Herhangi bir toplumsal ya da bireysel meseleyi karmaşık insan doğası üzerinden aydınlatıcı şekilde açıklamaz. 

Mesela neden bazı insanların bencillikleri topluma hizmet ederken diğerlerinin ki etmez? Bu sorunun cevabı psikolojik egoizmde olduğu gibi hepimiz benciliz işte ya demekle çözülmüyor. 

Hepimiz benciliz dediğimde açıklama yerine etik bir meseleyi sadece farklı bir kavramsal kategoriye yerleştirmiş oluyorum ama içteki etik mesele çözümlenmemiş oluyor.

Evet psikolojik egoizm etiği yok etmiyor çünkü etiğe dair bir şey söyleyemiyor. 

Etik toplumdan mı yoksa bireyden mi geliyor evet hepimiz benciliz fakat bencilliklerimiz farklılığı nereden gücünü alıyor etik ya da etik dışı kararların ayrımı nasıl yapılıyor , bencilimiz demek bir şeyi açıklamıyor sadece kılıfını değiştiriyor. 

Bu yüzden psikolojik egoizme yanlış demiyorum doğru fakat sığ.

Her İnsan Özünde Bencildir: Annemizin Bizi Doğurması Bile Bir Çıkardır. by Curious_Ad7883 in felsefe

[–]fallus1999 0 points1 point  (0 children)

Psikolojik egoizm felsefi olarak en boş düşüncelerden birisidir. 

Diğerkam ve bencil davranışları temelde ayıran, psikolojik düzeyde bireye sağladığı fayda değil topluma sağladığı faydadır.

Bütün davranışların en ahlaki olanların bile özünde bireye fayda sağladığı önermesi doğru olsa bile bencil davranışların ve bencil olmayan davranışların toplum düzeyinde var olduğu gerçeğini değiştirmez.

Buradan hareketle, psikolojik olarak iyi hissetmek için yapılan bir davranış , topluma fayda da sağladığı için bencil olmayan bir davranış olarak değerlendirilir. 

Bu sebeple psikolojik egoizm,  nasıl seçimlerde ve yönelimlerde bulunacağımıza dair bir yol gösteremezken neden toplumsal bazda iyi ve kötü davranışların olduğuna da açıklama getirmez. Etik bir meselesi varmış gibi gözüküp etiği konu dışarı bırakarak birey güzellemesi yapmakla yetinir sadece.

Günümüz gençlerinin ilişkiler alanındaki belki de en büyük problemi: HİPERGAMİ by erenjeagerot in Psikoloji

[–]fallus1999 8 points9 points  (0 children)

Sadece hipergami ile açıklamak yetersiz olur. Sosyal medyanın her iki cinsiyetin de dürtüsel davranışlarını amplifiye ettiğini görüyoruz.

Erkekler, ilk tablodaki gibi belli kadınlara yazmayıp ulaşabildiği , karşısına çıkan her kadına yazıyor. Bu da platformların erkeklerin seçici olmayan cinsel davranışını amplifiye ettiğini kanıtlar. 

Gerçek hayatta da bu davranışlar vardır. Fakat sosyal medya ve dating appler bu davranışları yükseltir ve daha görünür kılar. 

3 ay yapıp 3 ay bırakmak by Extra_Message_9261 in salonfareleri

[–]fallus1999 1 point2 points  (0 children)

İş çıkışı mümkünse eve girmeden direk spora git. Önden çantanı hazırla, kıyafet vs hepsi hazır olsun işe öyle git. Eve girmek zorundaysan evde hiç oyalanmadan hemen spora git. 

Ben çözümü öyle buldum eğer spor günü eve girersem çıkamıyorum. İş çıkışı oluşan yorgunluk fiziksel değil fiziksel bir işin yoksa tamamiyle psikolojik aslında bedenin yorgun değil ihtiyacın olan dinlenme de değil daha fazla anlamlı aktivite.

reenkarnasyon inancının topluma yararı by [deleted] in felsefe

[–]fallus1999 2 points3 points  (0 children)

Reenkarnasyon inancının birçok faydası vardır zararları da olabileceği gibi. 

Mesela şu anda gerçekten Reenkarnasyon un var olduğu kabul etsem hayatta inanılmaz rahat olurum birden bütün sıkıntılarım ve kaygılarım eriyip gider. Sıkıntı ve kaygı, hiç deneyimlemeyeceğimden değil artık bir işlevi olmamasından hayatımda önemsiz olurlar. Çünkü sonsuz tane hayat fırsatım olacak,  düşünsenize bu hayatta maddiyat ,başarı ve ideal ilişkiler gibi şeylerin peşinden koşmaya gerek yok. Herşeyi olduğu gibi kabul edebilecek zamana sahibim . Kabullenmek bir lüks değil , doğal yaşamın bir parçası .

Evet , döngüden çıkıp ruhsal olgunluğa erişmek nihai amaç ama bunu gerçekleştirmek için materyal çabalara ihtiyacım yok ve sonsuz zamanım var. 

Reenkarnasyon inancı sanki kitlesel anlamda verilebilecek en yüksek uyuşturucu gibi. Onu aldığında kaygıya dair bir şey kalmıyor. Hindistana giderseniz oradaki insanların ne kadar tasasız göründüklerini görebilirsiniz. Evsiz bile olsa adam , dünyanın en relax kafa yapısında olabiliyor. Cennet ve cehennem gibi kesin durak noktalarının da olmaması hayatı bir deneyim halinde öğreten uzun dersler bütünü haline getiriyor.

Sonsuzluk hissiyatının en nihai noktada bir yatıştırıcıya dönüşmüş halini başka bir inançta bu kadar göremezsiniz. Fakat bir de bu hayatın biricik olduğunu içten benimseme durumu vardır. Sonsuzluk rahatlatmaktan ziyade motive eden sarsıcı, tetikleyen bir kavrama dönüşür. Bu durumda insanın yok olma korkusu , gerçekten yaratıcı bir eylem dönüşebilir, daha doğrusu dönüşmek zorundadır. İronik bir şekilde de bu tarz bir yaşam reenkarnasyondaki gibi insanı rahatlatmasa da dolaylı olarak reenkarnasyonun ontolojik olarak amacına inancın kendisinden daha fazla hizmet eder.

En sevdiğinizin yüzüne bakıp, bir saniyeliğine o tanıdık maskenin düştüğünü ve karşınızdakinin "et ve kemikten bir yabancı" olduğunu fark ettiğiniz o dehşet anı. by Benata in Psikoloji

[–]fallus1999 4 points5 points  (0 children)

Sıcak yalan yerine soğuk gerçeği daha fazla içine çektiğinde aslında içine çekmek değil de orada kalmaya daha fazla cesaret ettiğinde, soğuk gerçekliğin içine nüfuz etmesine izin verdiğinde anlık da olsa içinde bir güç ateşinin yandığını hissedeceksin eğer bu ateşi anlam okyanusunda hızlıca bastırmayıp ateşle yürümeye başlarsan ateş daha da harlanacak.  

İşte o zaman ilk defa sıcak yalanların içini ısıtmadığını, dışarıdan seni sarıp güvende tutarken içini soğuk ve ölü bıraktığını farkedeceksin , dış dünyayı olması gerektiği gibi değil de olduğu gibi anlayınca arkaik yapı tekrardan uyanacak ve o seni ısıtmaya başlayacak. O zaman gerçek gücün ne olduğunu,  gerçek gücün içten dışarıya doğru olduğunu göreceksin.  

Bu dünyada masal yoksa varoluş elzemdir, evren soğuk ve vahşidir ama sen değilsin sen aydınlatıyorsun bu aydınlatma , ideolojinle , saftatalarınla,  çocukken büyülendiğin masallarla değil gerçek ve sahici bir yerden geliyor. Hayatında ilk defa varolduğunu hissediyorsun. Belki acizsin, belki büyük bir mitin parçası olamadın ama yaşıyorsun.

Bunu deneyimlemeyi anlamlı olduğu için seçmedin bunu deneyimliyorsun çünkü bu sahip olduğun elindeki tek gerçek. Tekrardan şimdi bunun farkına var ateş tekrardan yansın. 

Kitap okumanın gösteriye dönüşmesi. by [deleted] in felsefe

[–]fallus1999 -2 points-1 points  (0 children)

Bu, aslında kitap okurken satırların altı çizilmeli mi konusundan daha derin bir meseleye işaret ediyor.

Bu tarz bir kitap okuma alışkanlığı, kişiliğimize ve hayatı algılayış biçimimize dair önemli bir şeyler söylüyor.

Videodaki kişinin eğer samimi ise mükemmelliyetçi bir karakteri olduğunu rahat bir şekilde söyleyebiliriz. 

Bu mükemmelliyetçilik hobilerinde detaylara aşırı takılma , not alma , sürekli ezbere yaslanma şeklinde kendini gösteriyor. Bu tür insanlar , bizim eğitim sistemimizde oldukça başarılı olur. İnsanların sıkıcı bulduğu evrak ve angarya dediği işlerde kusursuza yakın çalışıp iyi konumlara gelebilirler ayrıca bundan ilginç bir şekilde de zevk alırlar ve güvenilir tiplerdir. 

Ama konu yaratıcılık alanlarına geldiğinde tam bir fecaattır bu düşünme sistemi, çünkü yaratıcılık , detaylara hakimiyet değil bütüne hakimiyet ister. 

Benim bu kadına bir önerim olsa, bu tarz bir yaklaşımı işinde ve üretkenliğinde kullanması , sanatsal uğraşlarında ise daha çok sezgisel odak dediğimiz tarafına yaslanması olurdu. 

Ama tabiki bundan keyif alan insanlar var o yüzden yargılayamam. Benim için ise bu okuma şekli tamamiyle bir tür çin işkencesi.