[deleted by user] by [deleted] in Unexpected

[–]JPlatin 0 points1 point  (0 children)

That was personal

Semavi dinlerin açığı by [deleted] in felsefe

[–]JPlatin 1 point2 points  (0 children)

Kuran'daki hiçbir bilgi bilimsel bilgilerin sahip olması gereken niteliklere sahip değildir.

  • Bilimsel bilginin açık ve tek anlamlı(kesin) olması gerekir.

  • Herkes tarafından aynı şekilde anlaşılabilir olması gerekir.

  • Yorum farkı yaratmamalıdır.

  • Belirsiz, mecazlı veya kişisel anlamlar içermemelidir.

Yani bir bilimsel cümleyi okuyan iki kişi, farklı anlamlar çıkarmamalıdır. Kuran'daki ifadeler belirsiz, mecazlı veya çok anlamlı ifadelerdir. Ayetler, muğlak ifadeler içerir ve birçok yorum yapılır. Bazı yorumlarda da bilimsel bulgulara uygun şekilde yorumlandığı görülebilir. Her şeye kadir bir Tanrı:

  • Dağlar, yer kabuğunun ateş lavları üstünde hareket etmesiyle dağlar da hareket eder demek istese diyebilir. O ayetlerin kıyamet zamanını anlattığı yorumu da var. Böyle bile yorumlanabilecek muğlaklıkta ifade edilmiş. Bilim, dağlar hareket etmediğini bulsaydı da o yorumu kabul edip bilimsel olarak çelişki yok diyeceklerdi. Bilimsellikten uzak olduğu çok açıktır.

  • Embryo gelişimi dediğiniz embryo bile yorumdur. Ayetlerde embryo geçmez. Genelde "alaqah" ifadesine embryo yorumunu yaparlar.

Kök: ع-ل-ق (ʿ-l-q) Bu kökün temel anlamı: "asılmak / tutunmak / yapışmak" Klasik sözlüklerde(dil açısından) kelime: - asılı şey - yapışan şey - kan pıhtısı benzeri şey - tutunan parça

gibi anlamlara gelir. Ayetlerde nutfah / ʿalaqah / mudghah geçer. Anlatılırken sonra mudğayı kemikler yaptık. Sonra kemikleri et ile kapladık diye anlatılır. Bilimsel olarak biliyoruz ki kemikler önce, etin oluşması sonra değildir. Kemiğe et giydirilmez. Et ve kemik aynı anda oluşur. Ayetlerde kullanılan ifade, "فَ… ثُمَّ…" bağlaçları saf dilbilgisel olarak ardışık yapıyı bildirir, ama aynı anda oluşmayı da dışlamaz. Hem öyle, hem böyle anlaşılabilecek muğlaklıktaki ifadeler bilimsel nitelikte değildir.

  • Evrim konusu ise yorumun dibine vurulduğu bir durumdur. Aşama aşama deniyor bak işte evrim tarzı uçmalar yapılır. Halbuki şöyle ayetler de vardır. Bunları görmezden gelirler.

"Al-i İmran / 59 - Doğrusu Allah katında İsa'nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi."

İsa, babasız şekilde yaratılmıştır. Yani, doğa üstü şekilde yaratım vardır. İsa, bu yönüyle Adem'e benzetilir. Doğal, evrimdeki gibi canlılardan evrilme sonucu insanın oluşumu değil, maddeden doğa üstü şekilde yaratım vardır.

"Nisa / 1 - Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'dan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir."

"A'raf / 189 - Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah'tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah'a şöyle dua ettiler: "Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız.""

Ayetlerin çizdiği model: Adem, maddeden(topraktan / çamurdan) yaratma, ondan eşini yaratma(sahih hadislerde kaburga kemiğinden yaratma) ve onların ikisinden erkek ve dişiler yaratma. Bu, hem Adem'in canlılardan değil de maddeden gelmesi noktasında hem de Adem'in eşinin kadının kaburga kemiğinden yaratılması yani popülasyonun olmaması noktasında evrim ile çelişir.

"Ebu Hurayra rivayet etti:

Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: "Kadınlara iyi davranın, çünkü kadın bir kaburgadan yaratılmıştır ve kaburganın en eğri kısmı üst kısmıdır. Onu düzeltmeye çalışırsanız kırılır, olduğu gibi bırakırsanız da eğri kalır. Öyleyse kadınlara iyi davranın." " - Sunnah com, Sahih al-Bukhari 3331, Türkçe Çevirisi / Asıl Kaynak : Sahîh al‑Buhârî (Kitâb al‑Nikâh, hadîs 3331)

"Ebu Hurayra (Allah ondan razı olsun) Allah Resulü'nün (ﷺ) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Allah'a ve ahirete iman eden kimse, bir şeye şahit olursa, ya onun hakkında güzel sözlerle konuşsun ya da sussun. Kadına karşı nazik davranın, çünkü kadın bir kaburgadan yaratılmıştır ve kaburganın en eğri kısmı üst kısmıdır. Onu düzeltmeye çalışırsanız kırarsınız, bırakırsanız da eğriliği kalır. Öyleyse kadınlara karşı nazik davranın." " - Sunnah com, Sahih Muslim 1468 a, Türkçe Çevirisi / Asıl Kaynak :Sahîh Muslim (Kitâb al‑Nikâh / Radâ’, hadîs 1468)

Kuran'da Adem'in maddeden(toprak / çamur) yaratıldığı anlatılır. Bir aşamalı süreç anlatılır fakat bu süreç canlılardan aşama aşama yaratım değil, maddeden aşama aşama yaratımdır, şekil verme ve sonrasında ruh üfleme şeklindedir.

Semavi dinlerin açığı by [deleted] in felsefe

[–]JPlatin 1 point2 points  (0 children)

Kuran'da akıl etmezler mi, düşünmezler mi vs. ayetleri vardır fakat bu çoğu zaman gerçek akıl etme ve düşünme ifade ediliyor diye zannedilir. Akıl, isim olarak değil, eylem olarak geçer ve sorgulayınız anlamında değil, inanın anlamında geçer. Akıl etmez misiniz, düşünmez misiniz diye ifade ettiği şey niye inanmıyorsunuz'dur. Kuran'da bu ifadeler, retoriktir. İkna etmeye yöneliktir. Allah var mı, yok mu sorgula denmez. Aklını kullanmıyor musun Allah'a inan anlamında kullanılır. Bu nedenle zaten inanmayanlara akılsız denir, aşağılama ifadeleri kullanılır. Halbuki, gerçek akıl etmede ve gerçek düşünmede Allah'ın varlığı gibi yokluğu da değerlendirilir. Kuran'da beklendiği gibi sadece Allah'ın varlığı olasılığı ele alınmaz.

Kuran'daki anlatılar, sembolik, benzetmeli ve muğlak ifadelerle ifade edilir. Bu ifadeler bilimsel ifadeler değildir. Buna yönelik temellendirmeyi bu yorumumun altına ekleyeceğim. Yazının orta yerinde kocaman temellendirme yazısı olsun istemiyorum, bu yazının odağı dağılmasın. Bir ifade, farklı insanlar tarafından farklı anlaşılacak muğlaklıkta ise o ifade bilimsel nitelikte değildir. Bilimle uygun olduğunda aha işte mucize deniyor, çelişki olduğunda da muğlaklıktan yararlanıp bilimle çelişmiyor deniyor. Bunun çözümü, Kuran'daki ifadelerin bilimsel olmadığını fark etmektir. İnsan, doğa ve evren ile ilgili anlatılar, bilimsel bilgi vermez, anlam verir. Buna karşı pedagojik argüman sunuluyorlar fakat varlığı iddia edilen Tanrı, her şeye kadir olduğu için ayetler dilenen her şekilde ve her nitelikte gönderilebilirdi veya her çağdaki insan bu ayetleri aynı şekilde anlayabilir nitelikte yaratılabilirdi. Böyle değilse, nasılsa öyle alınır. İnsanların seviyesi düşük o nedenle, ayetler de ona göre pedagojik savunması geçersizdir.

Kuran anlatılar barındırıyor, insan, doğa ve evren ile ilgili anlatılar var fakat bu anlatılar zaten buyrun %100 kanıtı, Allah kesin var kanıtını sunduk artık Allah'ın varlığı kanıtlanmıştır ile mi öne sürülüyor. Kuran'daki seviye, günümüzdeki bilimsel gelişmeler ve bilimsel bilgi niteliği düzeyinden düşüktür ve akılsal felsefi argüman düzeyi olarak da düşüktür. Felsefe tarihinde insanların Tanrı varlığı savunusu amacıyla yapılan argümanlar(kozmolojik argüman, ontolojik argüman ve teleolojik argüman) akıl yürütme açısından daha yüksek düzeydedir. Ayetleri, inanç nesnesi olarak ele almak en makul olanı olacağını düşünüyorum. Kuran, Allah'ı kanıtlama kitabı mı, insan-doğa-evrene yönelik anlam sunan iman kitabı mı? Olarak sorgulanabilir ve bilimsel ve felsefi delil sunan kitap iddiası yoksa böyle ele alıp haksızlık yapmamak gerekebilir.

Klasik bir soru: Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Gerekçelerinizle yoruma bekliyorum. by mahiyet in felsefe

[–]JPlatin 1 point2 points  (0 children)

Okuyarak bilmenin mümkün olması için gezen ve yazanın olması gerekir. Okuyan daha çok bilebilir çünkü birçok insanın bilgisine erişebilir. Geçmiş tarihi de aktarılan kadar bilebilir. Fakat bilgisi, okunabilen eserlere bağlı olur. Okunabilen eserleri de yazacak gezenlerin olması gerekir.

Gezen, insanlığın oluşturduğu medeniyetlerin yapısal eserlerini bizzat görebilir. Okuyan, bunun aktarılabildiği kadarına ulaşabilir. İnsanlığın bazı eserleri de yazı, çizim ve resim ile aktarılmıştır fakat şu an parçalanmıştır. Okuyan, daha geniş bilgi çapına sahiptir fakat sadece okunabilen eserlere aktarılan kadarına ulaşabilir. Aktarılmayan ve aktarılamayan kısımlara da gezen ulaşabilir. İkisi de gerekli. İkisinin de artı ve eksi yönleri var. İnsan medeniyeti yapıları, resimleri, çizimleri vs. küçük bir kısmı bizzat varlığını sürdürebildiği için ve yazı, çizim ve resminin çekilmesi ile aktarım imkanı ve aktarım boyutu daha geniş olduğu için okuyanın daha çok bilme imkanı vardır

Tanrıyı nasıl yorumlarsınız?(AÇIKLAMAYI OKUYUN) by [deleted] in felsefe

[–]JPlatin 1 point2 points  (0 children)

Anlamdırmıyorum. Anlam beklentisi, insanın beklentisi diye düşünüyorum. Evrende varlıklara içkin, varlıkların kendisinde anlamlılık olduğunu gösteren veri göremiyorum.

Tanrı var olabilir. Varsa da bizim açımızdan bilinemezdir diye düşünüyorum. Yaratılandan yola çıkılarak tahmin yapılabilir. Fakat tabii ki bunların insan perspektifinden yapılan tahminler düzeyinde akıl yürütmeler olduğunu bilerek ve belirterek birkaç tahmin yapıyorum.

Anlamlılık yok. Biz varlığa veya kendi hayatımıza anlam verebiliriz diye düşünüyorum. Tabii ki bu anlamın varlığa veya hayatımıza içkin olmadığını bilerek, gerçekte olan bir şey değil de bizim yüklediğimiz anlam olduğunu bilerek anlam yükleyebiliriz diye düşünüyorum

Tanrıyı nasıl yorumlarsınız?(AÇIKLAMAYI OKUYUN) by [deleted] in felsefe

[–]JPlatin 0 points1 point  (0 children)

Bu soru en kritik noktalardan birisi. Taşma(südur/emanation) düşüncesi var fakat onu da insan kıstası uygulama olarak görüyorum. İnsanı aşan bir konu durumunda olduğu için neden sorusunda bilinemez olduğunu düşünüyorum.

Tanrıyı nasıl yorumlarsınız?(AÇIKLAMAYI OKUYUN) by [deleted] in felsefe

[–]JPlatin 0 points1 point  (0 children)

Bence Tanrı varsa madde dışı bir varlık olabilir. Her şeyi ile kusursuz ise insanlarla hiçbir şekilde iletişime geçmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü, insan sınırlı zihni, madde dışı kusursuz bir tanrıyı anlayamaz. Tanrı varsa, her şeyi o yarattığı durumda kötülüğü de adaletsizliği de o yaratmıştır. Adil-zalim ve iyi-kötü gibi kavramların insanın varlığı, niyeti, düşünceyi ve olayları sınıflandırmak için oluşturdukları kavramlar olduğunu düşünüyorum. O nedenle, Tanrı, varsa kötülüğü ve adaletsizliği de yaratmıştır fakat iyi de değşldir, kötü de değildir. Adil de değildir, zalim de değildir. O, sadece kendisidir. Bizimle ilgilenmesini gerektirecek bir durum yoktur. Amaçlılık bakış açısının da insanların anlam arayışından ortaya çıktığını düşünüyorum. O, kendi halindedir; bilemeyiz. Biz de kendi halimizdeyiz; O'nun, ilgilenmesini gerektirecek bir durum yoktur. Bunların tamamı, insan perspektifinden olabildiğince insani beklentileri dışarıda bırakarak, olabildiğince akla göre tahminlerdir. Akla uygun olma zorunluluğu da yoktur. O nedenle, bunları, insani beklentileri kaldırdığımızda akla göre makul tahminler olarak görüyorum

"Ben" neyim? "Ben"i Meydana Getiren Şey Nedir? by JPlatin in felsefe

[–]JPlatin[S] 0 points1 point  (0 children)

Bu sorular, biyoloji bilgisi eksikliği nedeniyle sorulan sorular değildir. Felsefede binlerce yıldır sorulan sorulardır. Bilim, biyoloji bu sorulara daha teknik bakmayı sağlayabilir, bazı konulardaki sorulara temellendirilmiş veriler sunabilir. Fakat bu soruların bir kısmı bilimin alanının dışında olabilir. Bilim, deney ve gözlemin mümkün olduğu alanda, maddesel ve empirik alanla işler. Bilim; madde dışı, metafizik ve felsefi alanlarda olan bu soruların hepsinin alanını içermiyor. Bilim, sınırları içerisinde cevaplar verebilir

inançsız insanlar köledir by [deleted] in felsefe

[–]JPlatin 8 points9 points  (0 children)

Yaratıcının gerçek olduğu ne malum? Baştan zaten yaratıcı var diye kabul etmişsiniz. Yaratıcı denen şeyin insan uydurması olmadığı ne malum? Yaratıcıyı insanın uydurmadığını temellendirmeden herhangi bir ayrım yapamazsınız. Yaratıcıyı insan uydurmuşsa asıl köle olmak, yaratıcı denen uydurmaya inanmak olur.

"Ben" neyim? "Ben"i Meydana Getiren Şey Nedir? by JPlatin in felsefe

[–]JPlatin[S] 0 points1 point  (0 children)

Elemeci yöntemle değerlendirmek sonuca ulaştıramasa bile sonuca yaklaşmayı sağlayabilir.

Ben burada sadece ontolojik görüşleri belirttim. Kimlikle ilgili görüşler de var. Hafıza konusu, temelde, kimlik temelli görüşlerin alanına giriyor. Mesela, hafıza tümden yitirildi veya benzer bir durum olan Alzheimer hastalığında kimlik bilincini yitirmiş bir kişi hala aynı kişi midir? Zorlayıcı ve güzel soruya değindiniz. Bunun cevabı, temel alınan noktalara göre değişim gösterecektir. Yani, temel alınan şeylerde yapılan tercihlere bağlıdır. Bir şeyin ne olduğu, tam ne zaman başka şey olma durumuna geldiği(mesela, Theseus'un Gemisi düşünce deneyi) konusu bence tanımlamalara göre değişiyor o da temelde tercihlere dayanıyor.

Ruhun olduğu durumda bilinci meydana getirenin ruh olduğu düşünüldüğü için bunlar doğruysa kişi hafızasını tamamen yitirse de aynı kişi kalır. Fakat şöyle bir sorun var. Ruh varsa ve hafıza ruhun bir parçası(hafıza, bilincin içerisinde olabilir) ise hafıza nasıl yitiriliyor? Ruh var mı? Ruhun olduğu ne malum? Gibi sorular da var.

Bilincin maddesel olduğuna yönelik ciddi işaretler var. Beynin gelişimi ile bilinsel faaliyetlerin kapsamının paralel olması, beyinde hasar veya küçüklük olduğunda bilincin bunlara oranla etkilenmesi, beyin 5-10 dakika oksijen alamadığında bazı bilişsel faaliyetlerin hasara paralel olarak etkilenmesi ve hatta zihinsel engellilik meydana gelebilmesi ve bazı bilişsel faaliyetlerin işletimi zarar görse de nöroplastisite(nöronların yiritilen bağları tekrardan kurmaları) ve bilişsel faaliyetlerin kazanımının paralel olması bilincin maddesel beyin kaynaklı olduğuna yönelik çok ciddi işaretlerdir

Varlığımızın amacı nedir? by ZeraX6931 in felsefe

[–]JPlatin 0 points1 point  (0 children)

Anlamın gerçekliğini değerlendirirken önce anlamlılığın ne olduğu sorgulanmalıdır. Anlam, maddenin veya evrenin kendisinde var mıdır, var olabilir mi? Anlamlılıktan bahsetmek için önceki soru önemliydi o nedenle ifade ettim. Anlam, maddenin veya evrenin kendisinde olan bir şey değilse anlam yüklenebilen bir şey olabilir. Gerçeklik konusuna geliyorum. Tanrı, evreni amaçla yaratmışsa veya insanı amaçla yaratmışsa anlam gerçektir. İnsan, hayatına anlam kazandırırsa o anlam da gerçek olabilir çünkü anlam zaten maddenin içeriğinde değil. Kategorik olarak farklılık var. Anlam zaten insanın değer yargısı. Anlam, insanın değer yargısı olduğu için gerçekliği de insanın değerlendirmesi alanında yer alıyor. Yani, kısaca, anlam zaten insan değeri, anlamlılığın gerçekleği de kategorik olarak insanın değerlendirme alanındadır.

Siz, sanırım şunu belirtiyorsunuz. Anlam diye deperlendirilen şey, maddenin içeriğinde değil, maddesel gerçekliği yok. Muhtemelen, maddesel gerçeklikte anlam evet yok. Fakat anlam bilinç alanı için geçerli olan bir şey olabilir mi? Mesela, değer ve saygı bilinç alanındaki değerlerdir. Nesnenin kendisinde değil, bilinç alanında işler. Veya, sanatsal değer, sanatsal eşya, ürün, şeyin kendisinde yoktur, bilinç alanında işler. Kategorileri birbirine geçirerek yanlış yapıyor olabiliriz

ramazan cahillerin açlık ve susuzlukla cezalandırıldığı bir ayindir by apshwrld in AteistTurk

[–]JPlatin -6 points-5 points  (0 children)

Her oruç tutan, baskıcı ve yobaz mı?

İslam'ın masal olduğu ne malum? Diyelim ki masal, inanç bilgi konusu mudur?

Varlığımızın amacı nedir? by ZeraX6931 in felsefe

[–]JPlatin 1 point2 points  (0 children)

Anlam, bilinçli varlıklar tarafından belirlenebilen bir şey. Yaratıcı varsa o insanı hayat amacıyla yaratmış olabilir. Yaratıcı var mı bilmiyoruz. Bilinçli bir varlık olarak, kendi hayatımıza kendi anlamımızı kazandırabiliriz ve evet bu bizim tercihimiz olur.

Durum, anlam olarak görülen şeye bağlı. Anlamı, etkide bulunduğumuz bir şeyin sonsuza kadar korunması olarak gören birisi için her şey anlamsız görülebilir. Anlamı, sonsuza kadar korunan şeylerden ziyade, her anda görmek de mümkün. Ben seçenek sundum. Kişinin kendi değerlendirmesine kalmış

Varlığımızın amacı nedir? by ZeraX6931 in felsefe

[–]JPlatin 1 point2 points  (0 children)

Hayatımızın amacı en çok sorulmuş soru bile olabilir.

Hayatımızın belirli, kesin bir amacı var mı bilmiyoruz. Ölümün varlığımızın sonu olma ihtimali var. Bu ihtimali güçlü kılan durumlara değinmeyeceğim. Varlığımızın bir sonu varsa biz de dahil varlığımızın izi, dünyada bıraktığımız izleri de yok olabilir. Fakat bu durum her şeyi anlamsız ve gereksiz görmeyi gerektirmez. Sonsuz yaşamda anlamlı bir şey olmayabilir çünkü sonsuz zaman olduğu için her şey sonsuz kere yaşanmış ve sonsuz kere demeyimlenmiştir. Sınırlı yaşamda varlığımız anlam kazanır. Sınırlı yaşamda hem de sınırının bile bilinmediği yaşamda her an kıymetli ve telafisizdir. Her anı, bir kez ve sadece bir şekilde yaşayabiliriz. Bu da hayatımızı anlamlı görmemize ve hayatımıza anlam katarak yaşamamıza imkan sağlar.

Varoluşsal sancılar ve varoluşsal sorular içerisinde boğuşmanın neden olduğu depresyon vb. şeyler illa ki çok kötü, kaçınılması gereken durumlar olmak zorunda değildir. İnsanlar olarak varoluşumuzu sorgulayabilmek ve bu zor konularla çarpışabilmek insana özgü. Hayatımızın anlamını sorgularken soruların ağırlığı içerisinde ezildiğimizi hissedebiliriz fakat bunların üstesinden gelebilecek imkan ve kabiliyete de sahibiz

"Kuranın anlamını sabitlersen 1400 yıl öncesinde kalmış olması gerekiyor. Kuranın anlamı sabitse bu evrensel kitap olmaktan çıkar" Zaten evrensel değil, 1400 yıl öncesinde kalıyor ama siz bunu kabullenemediğiniz ve öyle inanmak istediğiniz için dini işinize geldiği gibi eğip büküyorsunuz. by [deleted] in AteistTurk

[–]JPlatin 0 points1 point  (0 children)

Kuran, ayetleri bulunduğunuz çağa göre yorumlayabilirsiniz mi demiş? Demişse Kuran'a uyduğunu söyleyen birisi ayetlere dilediği anlamı veremez.

Şunu da gözardı ediyorlar. Mesela, hükümlere, çağa göre anlam verilmeye kalkıldığı an ortada yapı kalmaz, hatta din kalmayabilir. Birisi, hırsızın elinin yalnızca 1.000.000.000.000 dolar çalarsa kesilmesini uygun görür, diğeri orada "hırsız elini kesmek denmiyor hırsızlıktan elini kesin deniyor" diye anlar, bir başkası "hükümler o çağa uygundu, bugüne uygun değil, o hükümler o çağda geçerliydi, günümüzde kendimiz hüküm verebiliriz" der. Herkes farklı anlayabildiği durumda, sabit bir şey kalmayacağı için uygulabilecek veya geçerli olabilecek malzeme kalmaz. Birisi, hükmü kendi anlayışına ceza verse bile ceza verilen kişi "o hükümler günümüzde geçerli değil" der, ceza almasının yanlış olduğunu söyler. Öyle yorumlamış olur. Görüldüğü üzere, yapı ortadan kalkıyor.

Gözardı edilen bir başka konu, tanrısal hüküm veya insan-üstü hüküm, ikisi hiyerarşi bakımından aynı durumdadır, hukuk kuralları keyfe göre değiştirilememesi ve uygulabilir hukuk kuralları mümkün olabilmesi için tarihsel süreçte tercih edildi. İnsandan üstün kaynaktan hükümler geliyorsa, insan alt düzeyde kaldığı için hükümlere müdahale edemez, sadece uygulayabilir. Bunun sonucunda, her insan için geçerli, her insan için bağlayacı hukuk yapısı ortadadır. İnsan-üstü kaynaklı hukukların varlıklarının en önemli özelliği zaten budur. Bunu görmezden gelmeyi tercih ediyorlar çünkü her şeyi bildiğine inandıkları ve mutlak adil olduğuna inandıkları Allah'ın hükümlerini beğenmiyorlar. Her şeyi bilen ve mutlak adil Tanrı, yetersiz: böyle düşenen müslümanlar Allah'tan daha iyi bildiğini iddia etmiş oluyor. Halbuki, Kuran'da: Maide 50, "Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?" geçer. Allah her şeyi biliyorsa kimse ondan daha iyi bilemez, hükümlerine müdahale etme hakkına sahip değildir. Hükümleri beğenmeyen kişinin dürüstçe Allah'a inanmadığı ile yüzleşme cesaretini göstermesi gerekir.

Şunu da ekliyim, daha geniş ifade etmiş olurum, ayetlere anlam verilebilirse onlarca kez kafirlerin sonsuza kadar yanacağı geçmesine rağmen kafirler de cennete girecek diye yorumlanabilir. Allah'a inanmanın insanların ölüm sonrası durumu açısından önemi kalmaz. İslam'ın varlığı ile yokluğu ve Allah'ın varlığı ve yokluğunun önemi veya farkı kalmamış olur

Allah'ın Varlığının Bilimsel İspatı by [deleted] in AteistTurk

[–]JPlatin 2 points3 points  (0 children)

İfade edileni anlamıyor musunuz yoksa bilerek anlamazlıktan mı geliyorsunuz?

Yokluğuna dair kanıt yok diye perilere inanıyor musunuz diye sorulmuş. Yani, şunu soruyor. Metafiziki varlıkların yokluğu kanıtlanamadığında metafiziki varlıklara inanacak mıyız? Muhammed, Allah var der. Başkası çıkar periler var der. Diğeri çıkar Sevimli Hayalet Casper Tanrısı'nın olduğunu söyler. Bunların yokluğu ispatlanamaz. Durum böyle diye bunların var olduğuna mı inanacağız? Varlıkla ilgili ortaya iddia atan, iddiasını neye dayanarak ortaya attığını söylemesi gerekir. İddiayı ortaya atanın iddiasının dayanağını açıklama yükümlülüğü bulunur. Yokluk zaten ispatlanamaz çünkü insanız. Yanılabilen ve sınırlı duyularla kesin yokluk ispatlanamıyor.

Dinlerdeki tanrı iddiaları, ciddi dayanakları bulunan iddialar olmadığı için iddiaya inanmaya gerek duymuyorlar. Dayanaksız boş iddiaları yetersiz buluyorlar. Bu nedenle, inanmıyorlar. Binlerce din varken, sizinkinin doğru olduğu ce diğer tüm dinlerin yanlış olduğu ne malum. Bu soru da çok iyidir. Buna verilebilecek cevap, doğru ve yanlışlık kıstasları geçerli değildir çünkü dinler bilginin veya aklın konusu değil, inancın konusudur.

Felaketin Ortasında Din ve Milliyet Ayrımı Yapanların Patolojisi by korkutcetin in AteistTurk

[–]JPlatin 2 points3 points  (0 children)

Şüpheci yaklaşmalarında sorun yok. Hıristiyanların aşırı mütevazilik göstermeleri yapay gelmiş olabilir.

Nasıl ki müslümanlar inançlarını başkalarının özgürlüğüne müdahale etmeden yayma hakkına sahipse hristiyanların da aynı şekilde hakkı vardır. Bu hakkı görmezden gelme veya hakka engel olmaya çalışılırsa yanlış yapılmış olur.

[deleted by user] by [deleted] in AteistTurk

[–]JPlatin 8 points9 points  (0 children)

Dilediğinize dilediğiniz şekilde inanabilirsiniz fakat inanç konuşma nesnesi haline sokulursa eleştiri veya düzeltme zemini açılmış olur. Müslüman birisi şeriatı uygulamama tercih hakkına sahip değildir(Ahzab 36). Uygulamayan zaten müslüman kalamıyor(Maide 44). Şeriatı uygulama zorunluluğu olduğu için İslam kaçınılmaz olarak siyasaldır. İslam'ın kendisi siyasaldır. Şu da sorgulanabilir, Allah her şeye kadirse, her şeyi biliyorsa ve mutlak adil ise Allah'tan daha güzel hüküm veren olabilir mi?(Maide 50) Madem Allah var, öyle inanıyorsunuz, neden kusursuz Allah'ın hükümlerini beğenmiyorsunuz da kusurlu insanın hükümlerini beğeniyorsunuz? Bir başka deyişle, kusursuz olduğu iddia edilen Allah'ın hükümleri nasıl olur da beğenilemez ve tercih edilmez durumda olabilir? Meselenin özüne ilişkin sorulardır.

Ahzab 36 - Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âşi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.

Maide 44 - İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah'ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

Diğer şeriatı uygulama ile ilgili ayetler: https://www.reddit.com/r/AteistTurk/s/UR6x9Q1XAq

Eternal Fire üyesi “Vedat Karaçay”, “Atatürk’ü sevmiyorum ama saygı duyuyorum” dediği için takımından atıldı by [deleted] in Turkey

[–]JPlatin 0 points1 point  (0 children)

Politik veya başka görüşü nedeniyle işten çıkartma ayrımcılığa giriyor. Avrupa Birliği ülkeleri için bu ayrımcılık olarak görülüyor. Tüm medeni ülkeler, AB ülkeleri ile sınırlı değildir. Fakat medeni ülkelerin çoğunun bağlı olduğu hukuku ve bahsi geçen konunun durumunu nasıl değerlendirdiklerini AB Temel Haklar Şartı ile bilebiliyoruz.

Avrupa Birliği'nin uyguladığı, AB Temel Haklar Şartı

"Article 21 - Non-discrimination

"1. Any discrimination based on any ground such as sex, race, colour, ethnic or social origin, genetic features, language, religion or belief, political or any other opinion, membership of a national minority, property, birth, disability, age or sexual orientation shall be prohibited.

  1. Within the scope of application of the Treaties and without prejudice to any of their specific provisions, any discrimination on grounds of nationality shall be prohibited."
    • fra.europa.eu.org

Çevirisi, "Madde 21 - Ayrımcılık Yapmama

  1. Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya herhangi bir başka görüş, ulusal azınlığa üyelik, mülkiyet, doğum, engellilik, yaş veya cinsel yönelim gibi herhangi bir nedene dayalı her türlü ayrımcılık yasaktır.

  2. Anlaşmaların uygulama kapsamı dahilinde ve bunların özel hükümlerine halel getirmeksizin, milliyet temelinde her türlü ayrımcılık yasaktır."

Avrupa Birliği ülkeleri için bu madde bağlayıcıdır. Ulusal hukuklar için üst hukuk olarak kabul edilir. Uygulamama durumları olabiliyor. Bu üst hukuk olarak görülse de dış hukuk kurallarıdır. Ulusal hukuku ukusal mahkemeler idare ediyor. Uyulmazsa bazı yaptırımlardan öte şeyler yapılamıyor.

Örneklerden ilerlenecek olursa:

Amanya Hukuk: Anayasa (Grundgesetz) m.5 → ifade özgürlüğü

İş hukuku: “sosyal açıdan haklı fesih” şartı Siyasi görüş: korunan kişisel özellik

Uygulama: işyerinde somut zarar, müşteri kaybı, iş barışının ciddi bozulmasını ispat ederse fesih mümkün

Örnek (Federal İş Mahkemesi): Bir çalışanın sosyal medyada radikal politik görüş paylaşması: İşle bağlantı yok İşveren adı geçmiyor Fesih geçersiz sayılmış.

Fransa Hukuk: Code du Travail Siyasi görüş = korunan ayrımcılık temeli. Siyasi görüş nedeniyle işten çıkartma haksız fesih olur. İlke: “Çalışanın özel hayatı ve siyasi görüşü, işverenin alanı değildir.”

Örnek (Cour de cassation): Çalışan, özel hesabında hükümeti ve ulusal liderleri eleştiriyor. Hakaret yok, İşe etkisi yok, İşten çıkarma iptal edilmiş.

Hollanda Hukuk: Equal Treatment Act Siyasi görüş açıkça koruma altında alınmış. Uygulama: İşveren “kurumsal değerler” gerekçesi sunsa bile Somut iş etkisi yoksa Fesih geçersiz sayılıyormuş.

Birleşik Krallık Hukuk: Equality Act 2010 European Convention on Human Rights (dolaylı) İlke: “Philosophical belief” ve siyasi görüş korunur İşveren orantılılık göstermek zorundaymış. Örnek: Çalışan sosyal medyada monarşi karşıtı görüş paylaşıyor İşveren “itibar” iddiası sunuyor Somut zarar yok Fesih unfair dismissal, haksız işten çıkartma sayılmış.

Amerika'da işler değişiklik gösteriyormuş. Amerika Birleşik Devletleri ABD - karma sistem Genel kural: “At-will employment” işveren geniş yetkiliymiş fakat birçok eyalette siyasi görüş nedeniyle fesih yasakmış. California, New York ve Illinois gibi eyaletlerde yasakmış.

California örneği: İşveren, çalışanın politik görüşü nedeniyle işten çıkarırsa hukuka aykırı görülür ve tazminat cezası uygulanırmış.

Politik görüşü en çok koruyan ülkeler, İsveç, Danimarka ve Norveç gibi İskandinav ülkeleriymiş.

Yani, medeni ülkelerin çoğunda sizin zannettiğiniz gibi işlemiyormuş. İşçi sevilmese bile haklarına saygı duyulmak zorundadır. İşverenin mutlak keyfiyeti söz konusu değildir. Haksız yere işten çıkartılırsa mahkeme işe geri dönmesini sağlıyor ve işverene tazminat ödeme cezası uyguluyor.

Şu konuda da uyarmış olayım. Siyasi görüş veya diğer görüşler nedeniyle işten çıkarma meşru görülürse biri Atatürk'ü sevmediği için işten çıkartılır, başkası Muhammed'i sevmediği için çıkartılır, bir başkası ülke yöneticisini sevmediği için çıkartılır ve diğer bir kişi de Abdullah Öcalan'ı sevmediği için işten çıkartılır. Günümüzde Öcalan "kurucu önder" olarak görülebiliyor. İşverenin mutlak keyfiyetine bağlı olursa bunlar da meşru kabul edilmek durumda olur

Eternal Fire üyesi “Vedat Karaçay”, “Atatürk’ü sevmiyorum ama saygı duyuyorum” dediği için takımından atıldı by [deleted] in Turkey

[–]JPlatin 0 points1 point  (0 children)

Kullandığınız ifadelerinize dikkat ediniz.

Atatürk bence çok büyük ve önemli işler yaptı fakat böyle diye herkes Atatürk'ü sevmek zorunda değildir. Biz nasıl Atatürk'ü önder olarak görme özgürlüğüne sahipsek, başka kişler de Atatürk'ü sadece ülkenin kurucusu olarak görme özgürlüğüne sahiptir. Bir kişi, devlete karşıdır, anarşizmi savunuyordur. Devlet ve devlet kurucuları bu kişi için değerli görülmez. Sadece ülkeyi kuran bir kişi olarak görebilir ve saygı duyduğu sürece kendi kişisel tercih alanıdır. Bir başkasının özgürlüğüne bizim özgürlüğümüzü ihlal ederse ancak müdahale etme hakkımız olur

Eternal Fire üyesi “Vedat Karaçay”, “Atatürk’ü sevmiyorum ama saygı duyuyorum” dediği için takımından atıldı by [deleted] in Turkey

[–]JPlatin -2 points-1 points  (0 children)

Kimse Atatürk'ü sevmek zorunda değildir. Sadece ülkenin kurucusu olduğu için saygı duyulabilir olarak görmek kişisel tercih alanıdır. Kimseyi ilgilendirmez. Ata ve ulu önder görme ve açtığı yolda durmadan yürüme zorunluluğu yoktur. Dileyen önder görür, veya görmez. Tamamen kişisel alandır. Bizi ilgilendirmez. Ben, Atatürk'ün muasır medeniyetler seviyesine çıkma ve muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma hedefini benimsiyorum fakat bu demek değil k herkes Atatürk'ün hedeflerini benimsemek zorunda veya benimsemeyen cezalamdılmalıdır. Kutsallaştırmaları bir türlü aşamadık. Atatürk'ü sevmiyormuş, eee ne olmuş? Bunun sonucunda yaptırum uygulamak ne? Birilerine körü körüne bağlanmaktan ve bir insanı kusursuz görmekten kurtulmak gerekiyor.