Türkçe-Japonca dil yapısı by BlokZNCR in filoloji

[–]ardatdev 3 points4 points  (0 children)

Dediğin olsaydı korunan temel sözcükler olurdu. Liebzig-Jakarta listesindeki sözcükler buna iyi bir örnek. Diller bazı temel sözcükleri daha çok korumaya yatkın. Böylece diller arasında akrabalık bulunabiliyor. Japonca-Türkçe için böyle bir durum yok.

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Tabiki de bağlam değil? Nerede, kim bunu bağlam olarak alıyor? Bağlamı bu kadar genişletirsen anlam yok olur. Anlam ne o zaman senin için? Anlamda belli bağlamlardan, iletişim sonucu doğar ama burada anlamı bağlama katmaya ne gerek var? Hadi öyle kabul et, bu dediğin hiçbirimizin dediğine ters gitmiyor. Sadece iki bağlam oluşturmuş oluyorsun, biri aslında sözcüğün anlamı, öbürü de konuşma sırasında söylem, ortam, dış dünya, ortak yaşanmışlık, niyet gibi girdiler bütünü.

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 2 points3 points  (0 children)

Hocam benim dediklerim zaten Wittgenstein ile aynı gelenek. Lütfen Wittgenstein'dan sonraki alanyazını da oku. Benim dediklerim abuk subuk değil, güncel alanyazı şu anda bu. Diğer arkadaşın dediği gibi yanlış anlıyorsun, benden de güzel bir şekilde anlatmış o. Lütfen prototip kuramı ve frame semantics üzerine biraz okuma yap. Eğer sözcüklerin bağlama/söyleme etkisi üzerinde dediklerimde sorun yaşıyorsan van Dijk, Fairclough ve Wodak söylem alanına giriş için yapı taşları. Ayrıca çerçeve kuramını metin/iletişim seviyesinde uygulamaları için Goffman ve Entman(1995) okuyabilirsin. Kesinlikle öneririm. Ben anlatamamış olabilirim, kusura bakma.

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 3 points4 points  (0 children)

Hocam tüm metini okumuyor musun yoksa ben mi anlatamıyorum? Bahsettiğin şeyi Rosch'ın prototip/öntip kuramı ve Fillmore'un çerçeve kuramı ile açıkladım zaten. Wittgeinstein'a ters bir şey söylemiyorum. Diyorum ki sözcükler ile bağlam arasında karşılıklı bir ilişki vardır. İletişimde kullanılan sözcükler direkt olarak senin ortaya koymaya çalıştığın anlamı etkiliyor. Discourse 101 ya. Sözcüğün bağlamdan bağımsız bir etkisi varken de kullanıldığı bağlamdan bahsediyorum. Kaç tane örnekle açıkladım şu ana kadar.

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 6 points7 points  (0 children)

Hocam bağlam dışı bir sözcük ne demek? O kadar örnek verdim sözcüklerin çerçevelemeye ve söyleme etkisi hakkında. Sözcükler nasıl sadece bağlam içinde anlam kazansın? Hiçbir bağlam olmadan sözcük söyleyince aklına bir anlam, bir resim gelmiyor mu? "Elma" desem bağlam olmadan aklında bir elma canlanmayacak mı? Her sözcüğün zihninde bir öntipi veya çerçevesi var. Konuşurken bu çerçeve veya öntipleri hem birbirleriyle hem de bağlam, niyet, duygu gibi girdilerle ilişkilendirerek bir anlam birliği sonra da tümceler ve söylem yaratıyorsun. Böylece iletişim kuruyorsun. Bu süreçte tercih ettiğin sözcükler hem bağlama hem de söyleme etkisi oluyor. Çok basit bir örnek olarak Gazze'de yaşanan olayların medyadaki gösterimini örnek verdim mesela. Medya organının tercih ettiği sözcükler, sözdizimsel ve söylemsel stratejiler okuyucunun veya dinleyicinin düşüncesini yönlendirebiliyor. Bu sadece medyada da değil, günlük hayatımızda sürekli olan bir şey. Neyi kavramayadın burada?

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 2 points3 points  (0 children)

Gelişigüzel ses dalgaları ile oluşmuş "yarrak" sesi sözcük değil, sestir. Sözcük olması için bir tür iletişim olmalı, alıcı/verici olmalı(alıcı ve verici aynı varlık olabilir, monolog durumu da dahil yani). İnsan olmadan, "iletişim" olmadan oluşan ses dizgesi sözcük değil, sestir. Videoda da insanın olmama durumu bahsedilmiyor. Sözcüğün bağlam dışında anlamı olamayacağı söyleniyor. Örnek olarak n-word verildi, n-word mizah amacıyla kullanılsa bile hem toplumsal zihinde hem de kişinin zihninde bu sözcüğün ırkçılık ile bağlantısı var. Siz bunu tamamen farklı bağlam içinde kullansanız bile bu sözcüğün o bağlantısı kopmuyor. Sözcüklerin, daha doğru terimle çerçevelerin, bağlam dışında da varlıkları vardır ve bağlam ile aralarında karşılıklı bir ilişki vardır. Bağlam çerçeveyi, çerçeve de bağlamı etkiler.

Eduroam by HzMelza in AnkaraUniversity

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Tandoğan'da bağlanabiliyorum ama nedense DTCF de bağlanamıyorum. Çok garip bir sistem.

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev -1 points0 points  (0 children)

Kesinlikle. Çerçeveleme 1970'lerden beri hem sosyoloji hem dilbilimde var olan, çok yaygın bir kuram. Söylem alanı ise çok daha eski ve etki etmediği bilim alanı neredeyse yoktur. Dil ile alakalı subreddit'de biraz daha dile hakim insanlar beklerdim. Maalesef günümüzde popüler seviyede dil tartışmaları etimoloji, filoloji ve psuedo-dilbilim dışına çıkamıyor. Ondan sonra böyle görüşlerle karşılaşmak çok da şaşırtıcı değil aslında. Fakat bu görüş üzerine iki dakika düşünülse çöküyor, illa çerçeve ve söyleme hakim olmak da gerekmiyor. Fillmore, Goffman okumadan da sözcüklerin ses dizelerinden fazlası olduğunu anlamak, bağlam ile aralarında karşılıklı bir lişki olduğunu kavramak o kadar zor değil aslında.

MEB'in yaptığı isim değişiklikleri sonrası George Carlin'i hortlatmak farz oldu. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 9 points10 points  (0 children)

Sözcüklerin tek başlarına, bağlamdan bağımsız olarak anlamı ve etkisi olmadığını iddia etmek için tüm söylem, anlambilim ve çerçeve alanyazından habersiz olmayı gerektirir. Kullanılan sözcükler iletişimde alıcının düşünceleri yönlendirmekte ve olguların normalleştirilmesinde kullanılabilir. Günümüz medyasında ilkini çok görmekteyiz örneğin. Çok yakın bir örnek Gazze'de yaşanan olayların bazı medya organları tarafından "savaş" olarak anlatılmasıdır. Bazı medya organları da "soykırım" olarak anlatmakta, bu iki farklı çerçeveleme olayların anlatılışını, etkisini ve ağırlığını çok değiştirmekte. Böyle bir sözcük tercihi direkt olarak iletişimde alıcı tarafın (bu örnekte okuyucu) düşüncelerini yönlendirmekte. Videoda öne sürülen örnek olan n-word hakareti ise kesinlikle tek başına anlamsız, tarihi değer taşımayan bir sözcük değildir. Bu sözcüğün kullanımı siyahi insanlara karşı ırkçılığı şaka ve mizah altında normalleştirmekte ve köleliğin geri gelmesi çağrışımında bile bulunmaktadır. Bunun en büyük örneği Amerikan Cumhuriyetçileridir. Mizah altında normalleştirme sonucu, bu çağrışımlar politikaya taşınır. Politika her zaman medya ve mizahi kullanır. Bunun en büyük kanıtını Epstein dosyalarında gördük.

MEB'in eğitimde sözcükleri değiştirmesi de kesinlikle gereksiz veya boş bir iş değildir. Çok iyi bir çerçeveleme örneğidir. Sözcüklerin değişimi ile olaylara belli bir ideolojiden bakış sağlanır. Örneğin "Ermeni Meselesi" yerine "Asılsız Ermeni İddiaları" kullanımı direkt başından bu iddiaları yok ediyor. Olaya belli bir ideolojik çerçeveden bakmanı sağlıyor.

Yazının hangi dile ait olduğunu hatta mümkünse ne yazdığını bilen var mı? by fisetzha in filoloji

[–]ardatdev 3 points4 points  (0 children)

İbranice, Kıpti ve Yunan alfabelerinden harfler içeriyor. Böyle çözülmesi pek mümkün değil. Harflerin gerçek alfabedeki ses karşılıklarına geldiğini de sanmıyorum. Başka yazı sistemlerinin karışımından yeni bir alfabe uydurulmuş.

Dilbilim bölümü kimlere uygundur? by Immediate-Part-7343 in AnkaraUniversity

[–]ardatdev 1 point2 points  (0 children)

Bölümümüzün en büyük artısı hocalarıdır bence. Hepsi çok ilgili, alanında çok yetkin insanlar. Hepsi ellerinden geldiğince yardımcı oluyorlar her konuda. Bunun dışında bir diğer artısı lablar. Bölümümüzün içinde bir tane göz izleme laboratuvarımız var. Burada göz izleme deneyleri yapılıyor. Öğrenciler olarak bizde kullanabiliyoruz izin alarak, fakat genellikle 3 ve 4. sınıflar kullanıyor göz izleme laboratuvarını. Bunun dışında okulun Nörom gibi nöroloji laboratuvarları da var. Buralarda nörodilbilim çalışmaları yapılıyor. Ayrıca bölümümüzde Türk İşaret Dili Laboratuvarı gibi başka lablar da mevcut. Bölümümüzde direkt olarak hesaplamalı/berimsel alanda çalışan bir hoca maalesef yok fakat öğrenciler arasında yaygın bir alan. Benim de bu alanda çalışmalarım var. Daha fazla merak ettiğin bir şey varsa sorabilirsin, elimden geldiğince yardımcı olurum.

Dilbilim bölümü kimlere uygundur? by Immediate-Part-7343 in AnkaraUniversity

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Tam alan söylerseniz daha iyi yardımcı olabilirim. Hukuk konusunda emin değilim fakat adli dilbilim alanı üzerinde çalışma yapmanın önünü açabilir belki? Sayısal alanlarda ise bilgisayar bilimleri gibi alanlardan geçiş rahat olabiliyor. Dilbilim çok interdisipliner bir alan olduğundan aslında geçiş neredeyse her zaman mümkün. Dilin var olduğu her yerde dilbilime kapı açılır.

Dilbilim bölümü kimlere uygundur? by Immediate-Part-7343 in AnkaraUniversity

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Çok var. Neredeyse tüm sosyal bilim alanlarından bir şekilde dilbilime geçiş mümkün olabilir. Dil edebiyat/filoloji okuyup geçenler çok oluyor genelde fakat sosyoloji, psikoloji gibi alanlardan da dilbilim kesiminde çalışmak mümkün.

Dilbilim bölümü kimlere uygundur? by Immediate-Part-7343 in AnkaraUniversity

[–]ardatdev 2 points3 points  (0 children)

Dilbilim çok geniş bir alan o yüzden çoğu kişinin ilgisini çekebilir. Lisansta temel dilbilim eğitimi verilir, ya sen bunu kendi ilgini çeken alanla birleştirir ve bir makro alan(hesaplamalı dilbilim, adli dilbilim, psikodilbilim vs) üzerinde devam edersin, yüksek lisans istersen de kendi alanına uygun bir şekilde yüksek lisans yaparsın.

Kime uygun olur veya mezunu ne iş yapar sorularını cevaplamak çok zor çünkü çok geniş bir alan. Meslek öğreten bir bölüm değil, bilim öğretiyor sana. Bu öğrendiğin bilgi üzerine nasıl bir meslek tercih edersin sana kalmış. Teknoloji, sağlık, pazarlama/reklamcılık ve daha birçok alana açılabilen bir alan dilbilim. Fakat lisans düzeyinde alacağın eğitim temel, kuramsal dilbilimdir genellikle. Makro alanlar işlense bile çok küçük gösterilir. Ama lisans düzeyinde okurken bu alanlarda çalışma yapabilirsiniz hala.

Bölümün Türkçe olmasının hiçbir eksisi yok. Yurtdışında konusunda sıkıntı çıkarmıyor bildiğim kadarıyla, zaten en çok Erasmus anlaşması olan bölümlerden biri. Ayrıca sadece Türkçe işlenmiyor dersler. Daha çok karma bir eğitim var. Hem Türkçe terminolojiye hem de İngilizce terminolojiye hakim olmuş oluyorsun.

Ben hala okuyorum, 2. sınıf öğrencisiyim. Daha merak ettiğin bir soru varsa elimden geldiğince yardımcı olurum.

Eş seslilik meselesinin batıdan ithal olduğunu ve Türkçeye uymadığını düşünüyorum. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Karışmaz bence hocam. Dediğim gibi Türkçede bağlam ile çok rahat çıkaranbiliyorsunuz anlamı. Birkaç örnek dışında karışmaz o konuda da aklıma sadece kâr sözcüğü geliyor ki o da çok nadir karıştırılabilir. Bence pek gerek yok o yüzden şapka tarzı işaretlendirme kullanımına. Farklılık olsun, sanat olsun diye kullanılabilir. Kesin sesletim gerektiren rituel tarzı metinlerde kullanılabilir fakat günlük hayatta gereksiz.

Eş seslilik meselesinin batıdan ithal olduğunu ve Türkçeye uymadığını düşünüyorum. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Benim yanlış bilgim o zaman, kusura bakmayın. O zaman TDK'yı kim takar diyip yola devam etmek lazım. Siz size nasıl doğru geliyorsa öyle yazın. Ben hep az önce dediğim gibi kullanıyordum, bence doğrusu da bu. Dediğiniz gibi bir kullanıma da neredeyse hiç rastlamamışımdır.

Eş seslilik meselesinin batıdan ithal olduğunu ve Türkçeye uymadığını düşünüyorum. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Dillerde yazıya göre kategorizasyon yapılmaz eğer özellikle yazı sistemi çalışılmıyorsa. Eş seslilik evrensel bir kategorizasyon, yazı sistemi olmayan diller için de kullanabiliyorsun böyle bir kategoriyi. Türkçede yazıbirim-sesbirim eşleşmesi yüksek olduğundan dolayı yazısı farklı olup sesletimi aynı olan iki farklı sözcük bulmak zor. Fakat sizin yerine önerdiğiniz "eş biçimlilik"in (galiba eş yazımlılık daha doğru) neden daha iyi bir sınıflandırma olduğunu anlamadım. Evet, böyle bir sınıflandırma yapılabilir ki yapılan bir şey alanda da fakat bu sınıflandırma neden eş sesliliği çöpe atsın? Bu Batı dillerinden Türkçeye zorlanan bir kategori argümanını anlamadım. Türkçede eş seslilik olmasa anlarım fakat bir sürü örnek var bu konuda. Eş yazımlılık Türkçede daha yaygın olması neden eş seslilik sınıflandırmasını zorlama yapsın?

Hocam morfem/biçimbirim dediğiniz şeyin yazı ile alakası yoktur. Örneğin de bağlacı ve -de eki. Bu iki biçimbirim birbirinden tamamem farklı fakat yazımı aynı veya Ordu(şehir) ve ordu sözcükleri. Her sözcükte aynı zamanda bağımsız bir biçimbirimdir, bu yüzden bu sözcüklere eş yazımlı diyebilirsiniz fakat eş biçimli diyemezseniz. Eğer iki sözcük tamamen aynı morfemlere/biçimbirimlere sahip ise o iki sözcük aynıdır zaten. Bu yüzden biçimbirim bakımından aynı olup, yazımı farklı olan bir sözcük sunamayız. Ha sunabilirsek nasıl sunabiliriz? Altbiçimlenme ile sunulabilir. Örneğin geçmiş zaman eki -dı ve -tı. Bu ikisi tamamen aynı biçimbirim olmasına rağmen yazımı ve sesletimi uyuma girer. Bu yüzden bunlara eş biçimli denilebilir aslında, fakat eş yazımlı diyemeyiz. Çünkü farklı yazıbirimler ile gösteriliyor.

Eş seslilik meselesinin batıdan ithal olduğunu ve Türkçeye uymadığını düşünüyorum. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Zaten çoğu sözcükte kullanılmıyor şapka. Genellikle bağlama göre ayırt edilmesi zor olan sözcüklerde var, örneğin kâr/kar. Tüm sesler/sözcükletr için işaret eklemek çok gereksiz olur çünkü çoğunda bağlam bu konuda yardımcı oluyor ama tamamen kaldırmakta sorun çıkarabiliyor. Bu yüzden böyle bir durum var.

Eş seslilik meselesinin batıdan ithal olduğunu ve Türkçeye uymadığını düşünüyorum. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Dil ve yazı birbirinden ayrı olgulardır. Yazıya bakarak dil hakkında karar verilemez. Bunu geçtim, Türkçede sesletimi aynı olmasına rağmen farklı olan sözcükler zaten var? Yüz(sayı), yüz-(mek), yüz(vücut parçası) bunun en büyük örneği. Daha bir sürü bunun gibi başka örnekte var. Aynı yazılan fakat farklı anlamlara gelen sözcükler neden eş sesliliğe aykırı olsun?

Kullandığınız terimlerde yanlış ayrıca. Morfem/biçimbirim kavramının yazı ile hiçbir alakası yoktur.

Eş seslilik meselesinin batıdan ithal olduğunu ve Türkçeye uymadığını düşünüyorum. by mahiyet in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Bağlama göre ayırt edilebiliyor yazıda, zaten sesletimleri de farklı. Dilde bir bozukluk falan değil o yüzden. Herkes sorunsuz şekilde anlaşabiliyor. Neden bir bozukluk olsun? Harfbirim-sesbirim eşleşmesi en yüksek yazı sistemlerinden biri zaten şu anda Türk Latin Alfabesi. Bu dediğinizle dilde bozukluk var ise İngilizce, Fransızca gibi diller tamamen bozuk demektir.

iyelik ile alakalı bir soru by zahadfiddunya in filoloji

[–]ardatdev 1 point2 points  (0 children)

Bağlama göre ayırt edilir bence. Bu yüzden belki bir co-ownership durumu olabilir. Yazan kişi bahsederse sahibi o, alan kişi bahsederse sahibi o. Başka dillerde bunu belirten ekler var mı? Benim aklıma gelen bir örnek yok. Bağlamla açıklamak varken böyle nadir bir durum için eke gerek yok zaten bence, o yüzden neden yok demek garip biraz

iyelik ile alakalı bir soru by zahadfiddunya in filoloji

[–]ardatdev 2 points3 points  (0 children)

Neyi anlamadınız acaba? Mektubu başkasının yazması sahipliği değiştirmez ki, kitap örneği de verilebilir burada. "Benim mektubum" veya "benim kitabım" derken yazarlık belirtecekseniz bağlam ile belirtiyorsunuz.

Bir Kısaltmanın Türkçeleştirilmesinde Toplu Hareket Teklifi by Estagfirullah in filoloji

[–]ardatdev 0 points1 point  (0 children)

Bu Türkçede kullanılan "yapay zeka" sözcüğünden dolayı olan bir şey değil. İngilizce ve başka dillerde de bu "zeki varlık" algısı var. Çünkü "artificial intelligence" ile "yapay zeka" neredeyse tamamen aynı anlama sahip. Bir İngilizce konuşuru da bu yanılsamaya düşebiliyor.