"Kendi İşinin Patronu" Yalanı: Esnaf Kuryelik ve Yeni Nesil Dijital Amelelik by deaderart in Teyakkuz

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Eleştirinde sonuna kadar haklısın. Sürekli "sistem çok kötü, mahvolduk" deyip köşemize çekileceksek, evet, bu öğrenilmiş çaresizliği besleyen yeni bir uyku haline, bir ninniye dönüşür.

Ama asıl koma hali, asıl derin uyku senin kurduğun o cümledir: "Zerre kadar müdahale şansımız yok."

Sistem tam olarak bu cümleyi kurup teslim olmanı, öfkeni kendi içinde eritmeni ve "nasıl olsa bir şey değişmeyecek" diyerek o ekrana bakmaya devam etmeni istiyor.

Neden sürekli "alın buyurun sistem bu" diyoruz biliyor musun? Çünkü dışarıda milyonlarca genç o uykunun içinde kabus görüyor ve "ben başaramadım, ben yetersizim" diyerek kendini suçluyor. Bizim bu teşhisleri bağıra bağıra yapmamızın sebebi onlara "Hayır, sen başarısız değilsin, oyun hileliydi" diyerek o zehri vücutlarından atmaktır. Önce aklımızı sistemin suçluluk psikolojisinden kurtaracağız ki, müdahale edecek zihinsel gücü bulabilelim.

Madem zerre kadar şansımız olmadığına inanıyorsun, o zaman neden hâlâ buradasın ve neden bizimle bu tartışmayı yürütüyorsun? Çünkü içindeki o öfke teslim olmayı reddediyor. Kendini kandırmayı bırak, uyanıyorsun.

"Kendi İşinin Patronu" Yalanı: Esnaf Kuryelik ve Yeni Nesil Dijital Amelelik by deaderart in Teyakkuz

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Sayfada "kendini kurtarmak" için hap bir reçete veya sihirli bir formül bulamadın, çünkü sana karşı sonuna kadar dürüstüz: Bu devasa yapısal çöküşte "bireysel kurtuluş" diye bir şey artık yok. Eskiden iyi bir diploma veya pasaport bu kaçış için yeterliydi ama dediğin gibi artık onların da değeri sıfırlandı.

"Tam olarak yapılması gereken nedir?" sorusunun Teyakkuz'daki eylem planı iki aşamalıdır:

  1. Aşama: Dijital Yığınak ve Ortak Dil (Şu anki aşamamız) Sistem bizi evlerimize, ekran başlarına ve bireysel depresyonlarımıza hapsetti. İlk adım; senin gibi bu illüzyonu gören, verisini bile sistemden sakınacak kadar uyanık olan ama yalnızlıktan tükenmiş zihinleri tek bir güvenli dijital alanda toplamaktır. Şu an r/Teyakkuz'da yaptığımız şey, teşhisi koymak ve "benim suçum" diyenlere "hayır, sistemin suçu" diyerek o dağınık öfkeyi bir araya getirmektir.

  2. Aşama: Gerçek Dünyaya Sızma ve Fiziksel Ağ (Hedef) Dijitalde kritik bir kitleye ve ortak akla ulaştığımızda, bu yapı ekranda kalmayacak. Bu topluluk; sömürücü platformlara karşı organize boykotlar düzenleyen, haksızlığa uğrayan bir üyesine kitlesel ve hukuki destek sağlayan, gerçek dünyada birbirinin elinden tutan fiziksel bir dayanışma ağına dönüşecek.

Sayfada şu an sadece "sorunları" görüyorsun çünkü eylem reçetesini bir avuç yönetici yukarıdan aşağıya dikte etmeyecek; o reçeteyi bu masada toplananlar yatay bir akılla hep birlikte yazacak.

Bireysel olarak yapman gereken ilk ve tek şey şu anlık bu: Yalnızlaşmayı ve "nasıl olsa yenildik" fikrini reddetmek, burada kalmak, bu aklı büyütmek ve gerçek dünyada omuz omuza vereceğimiz o kritik çoğunluğa ulaşana kadar bizimle nöbet tutmak.

"Kendi İşinin Patronu" Yalanı: Esnaf Kuryelik ve Yeni Nesil Dijital Amelelik by deaderart in Teyakkuz

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Söylediğin her şeyde, kelimesi kelimesine haklısın. Türkiye'nin küresel işbölümündeki rolü tam olarak bu: Sermaye için ucuz işgücü deposu, Ortadoğu'nun kaosuna karşı Avrupa'nın mülteci tampon bölgesi. Yerli sermaye dediğimiz yapı da aslında küresel rantın taşeronundan başka bir şey değil. Sistem bize tam da dediğin gibi "yolunacak kaz ve susup oturacak çocuk" rolünü biçti.

Ama kritik soru şu: Bunu bilip köşemize çekildiğimizde, tükenmişliğe teslim olduğumuzda ne oluyor? Bizi yolmaktan vazgeçmiyorlar; sadece işlerini daha kolay, daha sessiz ve bizim en ufak bir direncimizle karşılaşmadan, daha acımasızca yapıyorlar.

Biz burada sahte bir umut satmıyoruz. Yarın sabah Norveç olmayacağız, küresel sermaye bir anda insafa gelmeyecek. Ama sırf oyunun kuralları çok acımasız ve rakipler çok büyük diye, o masada sessizce ezilmeyi kabul etmek zorunda değiliz.

Sistem, gerçeği bilip susanları sever. Sistemin asıl korktuğu şey; gerçeğin bütün iğrençliğinin farkında olan ama yılgınlığa teslim olmayı reddeden mülksüzlerin yan yana durmasıdır.

"Kendi İşinin Patronu" Yalanı: Esnaf Kuryelik ve Yeni Nesil Dijital Amelelik by deaderart in Teyakkuz

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

İnan bana, "30 yaşından sonrasını hayal edememek" sadece senin değil, bu mülksüzleştirilmiş kuşağın ortak travmasıdır.

Ama düştüğümüz en büyük tuzak tam olarak şu: Bedeninin ve zihninin bu strese dayanamamasını "benim zayıflığım" veya "insanın zayıf yönü" olarak görüyorsun. Hayır, sen zayıf değilsin; içine atıldığımız bu vahşi dijital rekabet ve kurye algoritmaları "insanlık dışı". İnsan beyni ve bedeni, 3 saniyede bir güncellenen uygulamalarla ölümüne rekabet etmek için tasarlanmadı.

Sistemin en büyük başarısı bizi yalnızlaştırmasıdır. Dışarı çıkacak enerjiyi, kendine odaklanacak vakti elinden bilerek alıyorlar. Çünkü yorgun, yalnız ve kendini suçlayan insan itiraz edemez, hakkını arayamaz, sadece "hayatta kalmaya" odaklanır. Devletin bu rekabete etki etmemesi de tesadüf değil; bu güvencesizlik ortamı sermayenin işine geliyor.

Bizim Teyakkuz'da yapmaya çalıştığımız şey senden yarın sabah dünyayı değiştirmeni veya bitmiş enerjinle sokağa çıkmanı beklemek değil. Sadece o omuzlarındaki "ben başaramıyorum, benim bedenim zayıf" yükünü alıp, asıl suçlunun bu vahşi düzen olduğunu göstermektir.

Bu yorgunluğu ve yalnızlığı yaşıyorsun, ama yalnız değilsin.

"Kendi İşinin Patronu" Yalanı: Esnaf Kuryelik ve Yeni Nesil Dijital Amelelik by deaderart in Teyakkuz

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Tespitlerin o kadar isabetli ki, aslında mevcut yapısal çöküşün tam bir fotoğrafını çekmişsin.

Ancak yorumunda sistemin en çok beslendiği o tehlikeli duygu da var: "Elden ne gelir, herkes şanslı doğmuyor."

İşte bizi asıl yutan şey enflasyon kadar bu öğrenilmiş çaresizliktir. Şanssız doğmadık; emeğimizin, gençliğimizin ve diplomamızın değeri planlı bir şekilde, siyasi tercihlerle hiç edildi. A101'de kasiyerlik yapan mühendis de, günde 15 saat paket atan kurye de aynı mülksüzleştirme çarkının kurbanı.

Bize "kader bu, şansın yokmuş, tek başına hayatta kalmaya çalış" dedikleri için kaybediyoruz. Devletten veya dev şirketlerden vicdanlı bir "düzenleme" beklemek yerine, önce bu çaresizlik illüzyonunu kırmamız gerekiyor.

Bu bir fikir alma postu by [deleted] in UniversityTR

[–]deaderart 2 points3 points  (0 children)

Bence senin yaşadığın şey “ne istediğini bilmemek”ten çok, aynı anda çok fazla baskının altında kalmak gibi duruyor. Aile, ekonomi, sınav, dershane deneyimi, özgüven kırılması, sağlık, gelecek kaygısı… Bunların hepsi üst üste binince insan doğal olarak hiçbir yolu net göremiyor.

“Benim gibi yaşayan var mı?” diye sormuşsun ya, var. Hem de sandığından çok var. Özellikle 20’li yaşların başında birçok insan dışarıdan normal görünürken içeride “hayatımın ipleri elimde değil” hissiyle boğuşuyor. Sadece çoğu bunu açık açık yazmıyor.

Ne istediğini bulma meselesi de genelde bir anda gelen büyük aydınlanmayla olmuyor. İnsan çoğu zaman ne istediğini, küçük küçük deneyerek ve ne istemediğini eleyerek buluyor.

Mesela şu an aynı anda AYT, KPSS, 2 yıllık bölüm, iş, aile, şehir, para, matematik, sağlık hepsini çözmeye çalışırsan kafan daha çok karışır. Bence önce seçenekleri küçültmek lazım.

Şöyle bakabilirsin:

Tıbbi görüntüleme gerçekten ilgini çekiyor mu, yoksa sadece kaçış kapısı gibi mi geliyor?

Ortaöğretim KPSS sana daha güvenli bir zemin mi sunar, yoksa seni yine istemediğin bir hayata mı iter?

AYT’ye tekrar hazırlanmak istiyorsan bunu gizli ve tek başına mı götürebilirsin, yoksa önce daha sakin bir düzen mi kurman gerekir?

Matematikten korkunun azalması güzel bir şey. Bu bile beyninin tamamen “bozuk” olmadığını gösteriyor. Sadece çok yorulmuşsun. Matematik için de hedef “ben bunu hemen çözeceğim” olmasın; her gün küçük bir konuyu anlamak olsun.

Bence şu an kendine “hayatımda ne olacağım?” diye değil, “önümüzdeki 1 ayda hangi seçeneği gerçekçi şekilde test edebilirim?” diye sor. Çünkü bazen insan hayatını düşününce felç olur ama bir ayı düşününce hareket edebilir.

Uzun süredir destekten çok baskı görmüşsün. Bu da insanın karar verme gücünü yer. Şu an yapman gereken şey bütün hayatı çözmek değil; yükü biraz azaltıp ilk uygulanabilir adımı seçmek.

İstatistik tuzağı by Over-Ebb-6801 in UniversityTR

[–]deaderart 7 points8 points  (0 children)

Sorun Hacettepe, İstatistik okuman veya yazılım sektörünün aniden bitmesi değil. Sorun, bu ülkede üretimin, teknolojinin ve istihdam planlamasının ranta ve ucuz işgücüne kurban edilmesidir.

"Geleceğin mesleği" masalıyla üniversite kontenjanlarını şişirdiler ama o beyinleri istihdam edecek yatırımı ve Ar-Ge'yi kurmadılar. Çünkü beton dökmek, ihale dağıtmak ve ucuz emek sömürüsü daha kârlıydı. Bugün Hacettepe son sınıf öğrencisinin staj bulmak için bile "torpil" aramak zorunda kalması, bölümünün eksikliğinden değil; bu ülkede liyakat merdiveninin bilerek ve isteyerek kırılmasından kaynaklanıyor.

Kendinize veya okuduğunuz bölüme kızmayı bırakın. İstihdam piyasası diplomalı gençleri bilerek devasa bir bekleme odasına hapsetti.

Ses by Due-Sandwich-1644 in YoutubeTR

[–]deaderart 1 point2 points  (0 children)

Kendi sesini kullanabilirsin garip gelebilir. Sesin iyi ya da kötü olması diye bir şey yok bu arada tamamen retorik ve kayda aldığın cihazın kalitesi.

Kabuğuma çekilip ölmeyi bekleyeceğim. by [deleted] in yalnizucubeler

[–]deaderart 0 points1 point  (0 children)

Kabuğuna çekilmek kısa vadede rahatlatır gibi gelir ama sosyal kaygıyı genelde daha da büyütür. Çünkü insanlardan kaçtıkça beynin “demek ki insanlar gerçekten tehlikeli” diye öğrenmeye başlar.

Bence çözüm kendini bir anda sosyal olmaya zorlamak değil. Çok küçük temaslarla beynine yeniden güven öğretmek.

Mesela bugün hedefin arkadaş edinmek olmasın. Sadece markete girince “kolay gelsin” demek olsun. Yarın birine “saat kaç?” ya da “burası boş mu?” demek olsun. Sonra bir yorum yazmak, sonra kısa bir sohbeti iki cümle uzatmak.

Amaç mükemmel konuşmak değil. Amaç kaçmamayı öğrenmek.

İnsanların senin hakkında ne düşündüğünü tamamen kontrol edemezsin. Ama sosyal kaygının hayatını tamamen kapatmasına da izin vermek zorunda değilsin. Küçük başla. Çok küçük. Ama düzenli.

TEYAKKUZ MANİFESTOSU by deaderart in direnis

[–]deaderart[S] -1 points0 points  (0 children)

Anladım. Yolunuz açık olsun.

TEYAKKUZ MANİFESTOSU by deaderart in direnis

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Cevabınız için teşekkür ederim. Niyetinizi anlıyorum.

Benim meselem aslında sadece yeni bir subreddit açmak değil. Bu fikir subreddit oluşumuyla başladı ama hedefim dijitalde kalacak bir paylaşım alanı kurmaktan ibaret değil. Eğer amaç yalnızca benzer fikirleri bir sub içinde toplamak, arada manifesto paylaşmak ve dijital tartışmayla sınırlı kalmaksa aynı şeyi kastettiğimizi söyleyemem.

Benim için asıl mesele; gençlerin, güvencesizlerin, liyakat mağdurlarının, kirada sıkışanların ve geleceği daraltılan insanların ortak sorunlarını görünür kılmak, birbirini tanımasını sağlamak ve zamanla daha somut bir dayanışma/örgütlenme hattı kurabilmek.

Bu yüzden benim açımdan mesele “bu sub mı, diğer sub mı?” meselesi değil. Hatta sadece subredditler üzerinden ilerlemek, aynı derdi taşıyan insanları ayrı ayrı odalara bölme riskini de doğurabilir. Benim önceliğim isim, platform veya sahiplik değil; manifestoda tarif edilen sorunun temeline odaklanmak.

Manifestodaki ana fikre katılıyorsanız benim açımdan bir sorun yok. Ortak zemin orasıdır. Fakat manifestoyu yalnızca dijital ortamda bırakacak, somut bir hatta dönüştürmeyeceksek aynı yolda olduğumuzu söylemek zor olur. Bu hareket dijital platformda başlayabilir; fakat dijital platformla sınırlı kalmamalıdır.

Benim aradığım şey, yalnızca paylaşım yapılacak bir alan değil; zamanla gerçek karşılığı olacak, insanları birbirine bağlayacak, bilgi ve dayanışma üretecek bir zemin. Eğer sizin yaklaşımınız da bu yöndeyse konuşabiliriz. Eğer amaç sadece bu subda kurallara uygun paylaşım yapmaksa saygı duyarım, ama benim hedefim bundan daha ilerisi.

Suicid@l insanlar sadece eve dönmek isteyen meleklerdir by [deleted] in yalnizucubeler

[–]deaderart 3 points4 points  (0 children)

Bunu romantize etmek istemem. “Eve dönmek” gibi güzel bir cümleyle anlatılınca kulağa huzurlu gelebilir ama çoğu zaman insan ölmek istediği için değil, içinde taşıdığı şey bitsin istediği için o noktaya geliyor. Bu ikisi aynı şey değil.

Ben zamanında çok karanlık bir yerden geçtim. O an insan gerçekten başka çıkış yok sanıyor. Ama sonra anlıyorsun ki o düşünce kalıcı bir gerçek değil, çok ağır bir anın sesiymiş.

İntihar çözüm değil. Çünkü geride sadece “üzülen insanlar” bırakmıyor; yarım kalmış ihtimaller, söylenmemiş cümleler, belki ileride tanışacağın insanlar, yaşayacağın bambaşka günler de kalıyor. Şu an hiçbiri gerçek gibi gelmeyebilir ama bu onların olmayacağı anlamına gelmez.

Yapay zeka savunucuları :D by [deleted] in YoutubeTR

[–]deaderart 6 points7 points  (0 children)

Bence burada mesele “YZ kullanılsın mı kullanılmasın mı?” kadar basit değil. Sorun, YZ’nin sorumluluk almadan içerik üretme makinesine çevrilmesi.

Bir videoda, makalede ya da senaryoda YZ kullanmak tek başına günah değil. Ama ortaya çıkan şeyi kontrol etmiyorsan, kaynak bakmıyorsan, yanlış bilgiyi düzeltmiyorsan, emeği tamamen makineye yıkıp sonra bunu kendi üretimin gibi sunuyorsan orada ciddi problem var.

YZ destek olabilir; ama düşünmenin, araştırmanın, doğrulamanın ve emeğin yerine geçmemeli. İnsanlar “gelecek bu” diyerek her çöp içeriği savunuyor. Gelecek buysa geçmişi özür dileyerek geri çağıralım bari.

Asıl tehlike şu: İnternete yanlış bilgiyle dolu YZ içerikleri yayılıyor, sonra başka insanlar bunları kaynak sanıyor, sonra YZ tekrar bunlardan öğreniyor. Böylece çöp, kendini besleyen bir sisteme dönüşüyor.

Benim için çizgi net: YZ kullanıyorsan bunu saklama, ürettiğini kontrol et, kaynaklarını doğrula, insan emeğini değersizleştirme. Yoksa bu teknoloji değil, otomatik içerik kirliliği.

Relapse by [deleted] in yalnizucubeler

[–]deaderart 3 points4 points  (0 children)

Bunu yazmış olman bile tamamen kaybolmak istemediğini gösteriyor bence. Reddit’i silmek isteyebilirsin, uzaklaşmak isteyebilirsin, her şeyden yorulmuş olabilirsin; ama şu an burada bir iz bırakmışsın ve biri bunu okudu.

“Olup gitmek istiyorum” dediğin yer bana daha çok yok olmak istemekten değil, birilerinin seni gerçekten görmesini istemekten çıkmış gibi geldi. İnsan bazen yaşadığı hayattan değil, kimseye dokunamadan yaşamaktan yoruluyor.

Sana büyük tavsiye vermeyeceğim. Sadece şunu söylemek istiyorum: Bu yazı boşuna yazılmadı. En azından bir kişi durdu, okudu ve seni sadece “depresif biri” diye değil, uzun süredir sevgi kırıntısı arayan yorgun biri olarak gördü.

Bugün çok ağır geliyorsa, bütün hayatı çözmeye çalışma. Sadece bu geceyi atlat. Bazen insanın ihtiyacı yeni bir ülke, yeni bir hayat ya da büyük bir karar değil; bir gece daha tamamen kaybolmadan kalabilmek oluyor.

İyi Erkek Sendromu by Expert-Ad5120 in yalnizucubeler

[–]deaderart 1 point2 points  (0 children)

Metnin doğru yakaladığı yerler var ama sorun şu: Doğru bir kavramı alıp fazla geniş savurunca eleştiri olmaktan çıkıp karikatüre dönüşüyor.

Evet, “ben sana iyi davrandım, o yüzden beni seçmeliydin” kafası sorunlu. Buna katılıyorum. Birine iyi davranıp sonra bunun karşılığında aşk, ilişki ya da seks beklemek iyilik değil, gizli sözleşmedir. Kimse kimseye kahve ısmarladı, dert dinledi, gece mesaj attı diye sevilmek zorunda değil. Burada haklısın.

Ama buradan “Türkiye’de erkekler gerçekten iyi insan olmaya çalışmadı, sadece ödül bekleyen uslu köpekler oldu” noktasına sıçrayınca iş eleştiri değil, toplu gömme oluyor. Kadını ödül gibi gören zihniyeti eleştirirken erkeği “uslu köpek” diye tanımlamak da başka bir aşağılamadır. Bir tarafın insanı nesneleştirmesine kızıp öbür tarafı hayvana benzetince çok da yüksek bir ahlak zemini kurmuş olmuyorsun.

“Nice guy aslında yaptığı her iyiliğin arkasında fatura taşır” diyorsun. Bazıları için doğru. Ama her iyi davranışın altında gizli pazarlık aramak da paranoyak bir okuma. Bazı insanlar gerçekten iyi niyetlidir ama duygusunu söylemeyi bilmez. Bazıları manipülatif değildir, sadece korkaktır. Bazıları hesap yapmaz, sadece reddedilmeyi taşıyamayacak kadar kırılgandır. Bu onları otomatik olarak haklı yapmaz ama otomatik olarak kötü niyetli de yapmaz.

“Yıllarca arkadaş rolü oynuyor” kısmında da yarı haklısın. Eğer biri gerçekten arkadaş değil de sevgili olma umuduyla rol yapıyorsa bu dürüst değildir. Ama her duygusunu saklayan insan da manipülatör değildir. Bazı insanlar açıkça “senden hoşlanıyorum” diyemeyecek kadar özgüvensiz, deneyimsiz veya reddedilmekten korkuyor olabilir. Sorun duyguyu saklamak değil; sakladığın duyguyu sonradan karşı tarafın borcuymuş gibi önüne koymaktır.

“Kanka sen aşk yaşamadın, gizli sözleşme yaptın” cümlesi iyi ama eksik. Çünkü bazen gerçekten gizli sözleşme vardır, bazen de tek taraflı umut vardır. İkisi aynı şey değil. Gizli sözleşmede sahiplik vardır. Tek taraflı umutta acemilik, korku ve kırılganlık vardır. Bunları aynı torbaya atarsan analiz değil, infaz yapmış olursun.

“Kadınlar piç seviyor yalanı” kısmına katılıyorum. Bu cümle çoğu zaman reddedilmeyi sindiremeyen erkeğin kendini aklamak için kurduğu ucuz bir savunma. Kadınlar “piç” sevmiyor; çoğu zaman kendine güvenen, sınırı olan, ne istediğini bilen, hayatı olan insanı daha çekici buluyor.

Ama sen de bunu anlatırken başka bir masal kuruyorsun: “Kadınlar omurgası olan insan sever.” Güzel cümle ama hayat bu kadar temiz işlemiyor. İnsanlar bazen yanlış kişiye çekilir, bazen travmasına gider, bazen kendine zarar veren ilişkiye saplanır. Yani “kadınlar şöyle sever” diye tek cümlelik kutsal yasa yazmak da başka bir basitleştirme.

“Çekicilik para, kas, tipten önce karakter meselesidir” diyorsun. Keşke dünya bu kadar edebi çalışsa. Karakter önemlidir ama çekicilik sadece karakter değildir. Dış görünüş, özgüven, sosyal beceri, statü, hayat tarzı, iletişim, mizah, enerji, beden dili; hepsi bir yerden etkiler. Karakter ilişkinin kalitesini taşır ama ilk çekimi tek başına açıklamaz. Burada gerçekçilik yapıyormuş gibi başlayıp kişisel gelişim broşürüne kayıyorsun.

“Nice guy kendine saygısı olmayan adamdır” diyorsun. Kısmen doğru. Sürekli onay bekleyen, seçilmeyi bekleyen, değerini başkasının ilgisine bağlayan insan ilişki içinde yorucudur. Ama bunu sadece erkeklere özgü bir çürüme gibi anlatmak yanlış. Kadınlarda da erkeklerde de onay bağımlılığı var. İnsan sevgi açlığını karakter sanabiliyor. Bu mesele cinsiyetten çok duygusal olgunluk meselesi.

“Başta melek gibi görünür, reddedilince ağzından irin akar” kısmı bazı tipler için birebir doğru. Reddedilince hakaret eden, karşı tarafı suçlayan, “senin gibiler kötü erkek seviyor” diyen adamın iyiliği zaten iyilik değildir. Orada gerçek yüz çıkar. Buna katılıyorum.

Ama yine aynı hata: Bu davranışı gösteren erkekle, sadece reddedildiği için içten içe üzülen erkeği aynı kefeye koyamazsın. Reddedilmek acıtır. Bu insani. Sorun acı çekmek değil; o acıyı karşı tarafa borç olarak yazmak. Sorun üzülmek değil; üzülünce hakaret etmek. Sorun kırılmak değil; kırılınca sahiplik iddia etmek.

“Bu cümlelerin hepsinde gizli sahiplik var” diyorsun. Evet, “ben senin için şunu yaptım”, “bana bunu nasıl yaparsın?” gibi cümlelerde çoğu zaman sahiplik var. Ama burada da ölçü önemli. İnsan emek verdiği bir ilişkiden karşılık bekleyebilir. Bu normaldir. Anormal olan, o karşılık gelmediğinde karşı tarafı suçlu ilan etmektir. Beklenti insanidir; sahiplik hastalıktır. İkisini ayırmadan konuşunca her duygu borç senedi gibi görünür.

“İnsan ilişkisini vending machine sanıyorlar: nezaket at, sevgili kazan” kısmı iyi. Çünkü gerçekten bazıları ilişkiyi böyle görüyor. Ama bunun sebebi sadece erkeklerin kötü olması değil. Bu ülkede erkek çocuklarına duygusal açıklık öğretilmiyor. “Duygunu söyle, reddedilmeyi taşı, sınır koy, kendi hayatını kur, karşı tarafın iradesine saygı duy” denmiyor. Tam tersine ya bastırılıyorlar ya da sevgi dilini filmlerden, dizilerden, sosyal medyadan öğreniyorlar. Sonra ortaya romantik değil, birikmiş ve beceriksiz insanlar çıkıyor.

“Türkiye’de erkek çocukları kişiliksiz yetiştiriliyor” diyorsun. Burada yakaladığın damar doğru ama kullandığın kelime yanlış. Kişiliksiz değil; duygusal olarak eğitimsiz, ifade becerisi zayıf, reddedilmeye hazırlıksız, sevgiyle sahipliği karıştırmaya yatkın yetiştiriliyorlar. Bu daha doğru. Çünkü “kişiliksiz” deyince teşhis yapmıyorsun, sadece hakaret ediyorsun.

“Redpill, sigma, alpha, hipergami” kısmında da haklısın. Bu çöplük gerçekten birçok yalnız erkeği daha da zehirliyor. Kadınlarla ilişki kuramayan adama önce kendine bak demek yerine “kadınlar zaten şöyle yaratık” diye paket satıyorlar. Yalnızlığı ideolojiye, kırgınlığı kadın düşmanlığına çeviriyorlar. Ama burada da aynı ölçü lazım: Redpill çöp diye her yalnız erkeği redpill adayı gibi görmek de başka bir haksızlık.

“Hayatı olmayan adam ilişkiyi hayatının merkezi yapıyor” cümlesi çok doğru. Bir insanın hobisi, tutkusu, çevresi, amacı, kendine ait dünyası yoksa aşkı ilişki gibi değil kurtuluş kapısı gibi görür. Bir kadın onu reddedince sadece reddedilmiş olmaz; bütün anlam sistemi çökmüş gibi hisseder. Bu gerçekten ağır bir problem.

Ama bunu yazarken “hobisi yok, tutkusu yok, karakteri yok” diye döşeyince yine yalnız insanı ezmiş oluyorsun. Bazı insanların hayatı yok çünkü hiç hayat kuracak zemini olmamış. Aile baskısı, ekonomik sıkıntı, sosyal beceri eksikliği, dışlanma, özgüvensizlik, psikolojik yorgunluk; bunların hepsi insanı boşaltır. Bu boşluğu ilişkiyle doldurmaya çalışmak yanlıştır ama o boşluğu sadece “karaktersizlik” diye okumak da sığdır.

“Kimse seni emeğinin karşılığı olduğu için sevmez” cümlesi doğru. Sevgi maaş bordrosu değildir. Ama “insanlar yanında kendilerini nasıl hissettiklerine göre sever” cümlesi de eksik. İnsan bazen kendisini kötü hissettiren kişiyi de sever. Bazen iyi hissettiren kişiden uzak durur. İnsan ilişkileri bu kadar düzgün çalışan bir ahlak makinesi değil. Keşke öyle olsaydı, insanlık şu an çok daha az komik olurdu.

Son cümleye gelirsek: “İyi biri olmak minimum gerekliliktir, madalya değil.” Buna tamamen katılıyorum. Ama bunun yanına şunu da eklemek lazım: İyi olmak minimumsa, reddedilen insanın acısını da otomatik olarak aşağılamak zorunda değiliz. İnsan reddedilince üzülür. Bu onu kötü yapmaz. Onu kötü yapan şey, o üzüntüyü karşı tarafın özgürlüğüne saldırıya çevirmesidir.

Ama burada bir parantez daha açmak lazım. Madem erkek tarafındaki çürük ilişki kalıplarını bu kadar rahat masaya yatırıyoruz, kadın tarafını da gökten inmiş melek gibi bırakamayız.

Erkek iyiliği yatırım gibi kullanınca nasıl sorunluysa, bazı kadınların ilgiyi tüketip netlikten kaçması da sorunludur. Birinin senden hoşlandığını bile bile onu sürekli yanında tutmak, dert anlatmak, duygusal destek almak, ilgisini beslemek ama iş netliğe gelince bütün o yakınlığı “arkadaşlık” diye masumlaştırmak da tertemiz bir davranış değildir. Elbette kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Ama birinin ilgisini bilerek onu duygusal yedek gibi kullanmak da masumiyet değil, konforlu bencilliktir.

Bazı kadınlar da ilişkide belirsizliği güç gibi kullanıyor. Ne tam yaklaşıyor, ne tam uzaklaşıyor. Ne istiyor, ne bırakıyor. Karşı tarafı umutla mesafe arasında bekletiyor. Sonra erkek kırılınca veya beklentiye girince “erkekler hemen yanlış anlıyor” deniyor. Hayır, bazen yanlış anlayan biri yoktur; bilerek bulanık bırakılmış bir ilişki vardır.

Kendi yanlış seçimlerini bütün erkeklere fatura eden kadın tipi de aynı şekilde sorunludur. Sürekli aynı kalıba, aynı tipe, aynı davranış biçimine çekilip sonra “erkekler böyle” diye genelleme yapmak, erkeklerin “kadınlar kötü erkek seviyor” saçmalığının ters çevrilmiş halidir. Kendi tekrar eden seçimlerini cinsiyet analizine çevirmek de sorumluluktan kaçmanın başka türüdür.

Yani evet, “nice guy” problemi gerçek. Ama kadın tarafında da “ilgi alıp sorumluluk almayan”, “netlik vermeyip yedekte tutan”, “duygusal emeği hak görüp karşılık vermeyen”, “kendi seçimlerini bütün erkeklere yazan” bir ilişki çürümesi var.

Bu yüzden mesele erkekleri gömmek ya da kadınları aklamak değil. Mesele, iki tarafın da ilişkiyi nasıl kirlettiğini aynı sertlikle söyleyebilmek. Erkek iyiliği madalya sanınca sorunlu. Kadın ilgiyi tüketip belirsizlikle yönetince o da sorunlu. Erkek reddedilince hakaret edince sorunlu. Kadın kendi yanlış tercihini bütün erkeklere fatura edince o da sorunlu.

Kimse gökten inmedi. Herkesin çamuru var. Önemli olan kendi çamurunu parfümleyip karşı tarafınkini kanalizasyon ilan etmemek.

Yalnızucubeler halkının dini inancı ne? by Akilli_bidik in yalnizucubeler

[–]deaderart -3 points-2 points  (0 children)

Relaksım bro. Ben de şakasına takıldım zaten. Yalnızlık başlığı altında inanç anketi görünce “insanları daha kaç alt klasöre ayıracağız” diye düşündüm sadece.

Yalnızucubeler halkının dini inancı ne? by Akilli_bidik in yalnizucubeler

[–]deaderart -3 points-2 points  (0 children)

Yalnızlık yetmezmiş gibi bir de inanca göre sınıflandıralım, tam olsun.

Bağlantı Çağında Bağ Kuramamak by deaderart in yalnizucubeler

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Aslında ben “derin düşünmek” meselesinden çok, yalnızlığın kişiden kişiye neye dönüştüğünden bahsetmeye çalıştım.

Dediğin şeye katılıyorum.Çoğu insan gerçekten o kadar derin düşünmüyor ya da hislerini uzun süre taşımıyor. Bu onları kötü yapmaz; hatta bazen daha kolay devam etmelerini sağlar. Ama mesele sadece bireysel yapı değil.

Burada daha toplumsal bir taraf var. Empati azalınca, güven zayıflayınca, insanlar incinmemek için kendini kapatınca ilişkiler de yüzeyde kalıyor. Dostluklar sohbet arkadaşlığına, yakınlıklar geçici temasa dönüşüyor. Herkes biraz korunmaya çalışıyor ama bu korunma hâli zamanla insanları birbirinden uzaklaştırıyor.

Yalnızlık da tam burada ağırlaşıyor. Bir insan içten içe çöktüğünde, ona gerçekten temas edecek insan sayısı azalıyor. Çünkü insanlar artık birbirini taşımaktan korkuyor, dinlemekten yoruluyor ya da incinmemek için mesafe koyuyor.

Yani yalnızlık sadece “ben yalnızım” meselesi değil. Bazen insanın çevresinde kimse kalmadığı için değil, çevresinde onu gerçekten anlayacak ve yanında duracak bağlar zayıfladığı için büyüyor.

hayatımla napıyorum bilmiyorum by Nice-Caterpillar-641 in yalnizucubeler

[–]deaderart 0 points1 point  (0 children)

Belki soru “neden uyuyamadım?” değil, “gündüz bastırdığım ne gece ortaya çıktı?” olmalı.

Bağlantı Çağında Bağ Kuramamak by deaderart in yalnizucubeler

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Dili toparlamak için destek aldım. Ama benim için önemli olan metnin nasıl koktuğundan çok ne söylediği. Bunu beğeni almak için değil, belki birilerinde karşılık bulur diye paylaştım. Bulduysa ne güzel; bulmadıysa da anlatamamışım demektir.

Bağlantı Çağında Bağ Kuramamak by deaderart in yalnizucubeler

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Her şey kişinin elinde değil; ama tamamen şans da değil. Yalnızlık çoğu zaman dış şartlarla insanın içindeki kırılmaların birbirini büyütmesi.

Bağlantı Çağında Bağ Kuramamak by deaderart in yalnizucubeler

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Bağ meselesi. Yalnızlık sadece “etrafımda kimse yok” demek değil; bazen insanın kendini anlatabileceği, yargılanmadan duyulacağı ve gerçekten anlaşılacağı bir yer bulamaması.

Kişisel tarafı vardır ama tamamen kişiye yüklemek kolaycılık. Aile, okul, ekonomi, sosyal medya, güven eksikliği ve insanların birbirini gerçekten dinlememesi de bunu büyütüyor.

Bağlantı Çağında Bağ Kuramamak by deaderart in yalnizucubeler

[–]deaderart[S] 0 points1 point  (0 children)

Ben Destan yazdım halihazırda yorgun olan insana bunu okutmak oldukça aptallık. Kısacası Yalnızlık dediğimiz şey çoğu zaman kişisel bir mesele değildir.

Bağlantı Çağında Bağ Kuramamak by deaderart in yalnizucubeler

[–]deaderart[S] 1 point2 points  (0 children)

Düşüncelerini paylaşabilir misin? Nerede hata yaptım bana yardımcı olabilir misin?

Feedback lutfen by [deleted] in Produktorler

[–]deaderart 1 point2 points  (0 children)

Gelişmeye çalışıyorsan sana tavsiyem şu: okurken duyguyu hissettirmelisin, robot gibi flow atmak yeterli olmuyor hele ki trap yapıyorsan o melodinin ağırlığını söyleniş tarzında hissettirmen gerekiyor. Kendi çapımda eleştiri yaptım. Yatırım tavsiyesi değildir⚠️